Share This Article
Dr. Gülşen Y. Sağlam
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam’ın İstanbul ziyareti, bölgesel ve küresel ölçekte taşların yerinden oynadığı, siyasi sınırların enerji kaynakları üzerindeki rekabetle iç içe geçtiği çok kritik bir zaman dilimine denk geldi. Bu ziyaret, sadece rutin bir diplomatik protokol değil; Lübnan’ın uzun süredir üzerinde çalıştığı, askeri ve siyasi koordinasyonla temelleri atılan, nihayetinde “derin diplomasi” ile stratejik bir boyuta taşınan çok katmanlı bir sürecin zirve noktasıdır.
Güvenlikten Siyasete: İnşası Süren Yapısal Bütünlük
Ziyaretin zamanlaması ve içeriği, Lübnan’ın adımlarını ne kadar planlı attığını gösteriyor. Süreç, Lübnan Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye ziyaretiyle askeri düzlemde başladı. Ankara, Lübnan’ın güvenliğini kendi güvenliğiyle, özellikle de Suriye ve Türkiye hattının istikrarıyla bir tutan köklü bir perspektife sahip. Bu nedenle, Türkiye’nin Lübnan ordusuna sağladığı lojistik ve askeri destek, sadece bir yardımdan ibaret değil; bölgede istikrarın yegâne garantörü olarak görülen kurumun güçlendirilmesidir. Ankara’daki son NATO toplantısının ardından Türkiye’nin bölgesel bir “dengeleyici güç” olarak konumunun perçinlenmesi, İsrail’in bölgede tek taraflı askeri oldu-bittiler yaratma arzusunu da büyük ölçüde kısıtlamış durumda. Üstelik bu iş birliği, “İpek Yolu” gibi küresel ticaret ağlarının güvenliği ve deniz yetki alanlarındaki hakların korunması gibi çok daha büyük ekonomik hedefleri barındırıyor.
Akşam Yemeği Diplomasisi: Gölgelerdeki Strateji
Vahdettin Köşkü’ndeki o yemek, aslında bir protokolden ziyade, “görünmeyen boyutların” yönetildiği stratejik bir alan işlevi gördü. Resmi tutanakların, kameraların ve siyasi baskıların uzağında; “gölge diplomasisi” yürütmek için ideal bir zemin. Bu tür kapalı kapılar ardındaki görüşmeler, iki liderin samimi bir zeminde, daha pragmatik ve esnek senaryolar üzerine yoğunlaşmasını sağlıyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki kişisel hukuk ve kurulan doğrudan iletişim kanalı, burada kilit rol oynuyor. Ankara, bu kanalı kullanarak Washington üzerinde Lübnan’a dayatılan sert şartların esnetilmesi ve müzakerelerin Lübnan lehine dengelenmesi için sessiz ama etkili bir kaldıraç gücü uyguluyor.
Haritalar Savaşı ve “Mavi Vatan” (Mavi Vatan)
İsrail; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile kurduğu üçlü blok üzerinden, Lübnan kıyılarını hukuksal bir abluka altına alarak, ülkeyi kendisine mahkûm etmeye çalışıyor. Tel Aviv’in temel korkusu, Lübnan’ın tıpkı Türkiye-Libya mutabakatına benzer şekilde Ankara ile bir deniz yetki alanı anlaşması yapmasıdır. İsrail’in bu “ekonomik kuşatma” stratejisine karşı Ankara’nın cevabı ise bellidir: “Mavi Vatan” (Mavi Vatan) doktrini. Türkiye, bu doktrin çerçevesinde Lübnan’ın egemenlik haklarına sahip çıkmasını, sadece bölgesel bir ittifak değil, aynı zamanda kendi deniz yetki alanlarını korumak için attığı stratejik bir hamle olarak görüyor. Bu durum, Lübnan’a batılı enerji şirketlerinin tekeline karşı güçlü bir hukuksal şemsiye sunuyor.
Yapısal Paradoks ve Gerçekçi Bir Bakış
Stratejik planlama ne kadar kusursuz olsa da, Lübnan’ın iç siyasetindeki mezhepsel yapı ve geleneksel ittifaklar, Ankara’nın doğrudan etki gücünü sınırlandıran bir faktör olarak kalmaya devam ediyor. Ancak bu ziyaret, Lübnan’ın içine hapsedildiği o sıkışmışlığı aşmak adına atılmış çok cesur bir adım.
Sonuç
Nevaf Selam’ın İstanbul ziyareti, Lübnan’ın tek taraflı haritalara mahkûm edilme senaryosuna karşı geliştirilmiş akıllıca bir karşı hamledir. Ankara’nın Washington ile olan diplomatik ağırlığını bir kaldıraç olarak kullanan ve enerji ile güvenlik alanlarında ortak bir gelecek öngören bu süreç, Lübnan’ı doğal “hayat sahasına” geri döndürmeyi amaçlıyor. Doğu Akdeniz’de yeni bir düzen kurulurken, Ankara’nın bu süreçte Lübnan’ın yanında durması, bölgedeki dengelerin sadece silahlarla değil, doğru ittifaklarla nasıl değiştirilebileceğinin en somut kanıtıdır.

