Share This Article
Adem ÇAKIR[*]
Yahudi yerleşimciler konusu Filistin meselesindeki en çetrefilli alanlardan biridir. Kökenleri on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Filistin’e yönelik Yahudi göçlerine kadar uzanan sorun, İsrail’in 1967’de Batı Şeria ve Gazze’yi işgal etmesiyle birlikte farklı bir boyut kazanmıştır. Zira işgal edilen Filistin topraklarına Yahudi yerleşimleri kurmak uluslararası hukuk normlarına aykırılık teşkil ediyordu. Bu hususun uluslararası hukuku ihlal ettiği Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne atıfta bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarında teyit edilmiş, son olarak BM Adalet Divanı’nın 19 Temmuz 2024 tarihli Tavsiye Görüşü’nde de belirtilmiştir.[1] Buna rağmen İsrail, işgal altındaki topraklara Yahudi yerleşimcileri yerleştirme politikasından vazgeçmediği gibi, bu politikayı yıllar geçtikçe daha da genişletmiştir. Yahudi yerleşimleri bir yandan Filistin’in toprak bütünlüğünü bozarak bağımsız bir Filistin Devleti’nin hayata geçirilmesini zorlaştırırken diğer yandan iki toplum arasındaki gerginlik ve çatışmalara neden olarak toplumlararası husumeti derinleştirmiştir. Batı Şeria’da bu tür gerginliklerin en yoğun yaşandığı yerlerden biri de El-Halil’dir.[2] Nitekim Oslo Barış Süreci’nin hayata geçirildiği bir dönemde Yahudi bir yerleşimcinin gerçekleştirdiği bir terör eylemi, şehri Filistin sorununda önemli bir konuma yerleştirmişti.
Saldırı, El-Halil’deki İbrahim Camisi’nde, Ramazan ayında, 25 Şubat 1994 Cuma günü sabah namazı sırasında gerçekleşmişti. Yahudi yerleşimci doktor Baruch Goldstein, namaz kılan 800 kadar Müslüman’a otomatik tüfekle ateş açarak 29 kişiyi şehit etmiş, birçok kişiyi de yaralamıştı. Saldırıdan sonra çıkan toplumsal olaylarda da onlarca kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı.[3] Terör saldırısına uluslararası toplum tepkisiz kalmadı. BMGK, 18 Mart 1994 tarihinde aldığı kararla, “İsrail’in, İsrailli yerleşimcilerin yasadışı şiddet eylemlerini engellemek maksadıyla, silahlara el konulması dâhil, gerekli tedbirleri almasını” talep etti; ayrıca, “Filistinli sivillerin güvenlik ve korunması için uluslararası veya yabancı bir varlığın mevcudiyeti dâhil gerekli tedbirlerin alınmasını” istedi.[4] Bu kapsamda, Norveç, İtalya ve Danimarka’nın katkıda bulunduğu uluslararası ilk gözlemci misyonu Mayıs 1994’te El-Halil’de göreve başladı ancak taraflar sürenin uzatılmasında anlaşamadığından Ağustos 1994’te şehirden ayrıldı. 25 Eylül 1995 tarihli Oslo-II Anlaşması’nda İsrail kuvvetlerinin El-Halil’in bir bölümünden çekilme süreciyle birlikte geçici uluslararası bir varlığın da göreve başlayacağı belirtildi. Nitekim bir süre sonra 9 Mayıs 1996 tarihinde imzalanan Hebron Şehrindeki Geçici Uluslararası Mevcudiyet [Temporary International Presence in the city of Hebron (TIPH)] Anlaşması ile sadece Norveç’in katkıda bulunduğu geçiş dönemi gözlemci unsuru kuruldu. Asıl TIPH ise 21 Ocak 1997’de imzalanan ikinci anlaşmadan sonra göreve başladı. Bu misyona Norveç, Türkiye, Danimarka, İtalya, İsviçre ve İsveç olmak üzere altı ülke katkıda bulundu.[5]
SSCB dağıldıktan sonra bloklar arası gerilimin ortadan kalkmasıyla uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl çözümü için yeni girişimler gündeme gelmişti. Bu doğrultuda, Clinton yönetimindeki ABD’nin de aktif rol oynamasıyla Orta Doğu barış sürecinde ciddi bir ilerleme kaydedildi. İzak Rabin’in 4 Kasım 1995’te suikast sonucu öldürülmesinden sonra Haziran 1996’da iktidara gelen Netanyahu, Oslo sürecine muhalif bir politika benimsemişti. Ancak, ABD’nin yoğun diplomatik baskıları neticesinde süreci tamamen durduramadı. Nitekim TIPH anlaşması Netanyahu’nun başbakanlığı döneminde imzalanmıştı. Böylece İsrail, her ne kadar bir yaptırım gücü olmasa da, topraklarında uluslararası bir gücün konuşlandırılmasına izin vererek Filistin sorununun uluslararası bir nitelik kazanmasını kabul etmiş oluyordu. Bununla birlikte Netanyahu ikinci başbakanlık döneminde, Oslo Barış Süreci’ni fiilen sona erdirecek politikalar izledi. Özellikle Trump başkan olduktan sonra ABD’nin geleneksel Filistin politikasını terk etmesi Netanyahu’nun iki devletli çözüm seçeneğini tamamen ortadan kaldırmaya yönelik daha cüretkâr adımlar atmasına neden oldu. Bu minvalde, 22 yıl aradan sonra, 28 Ocak 2019 tarihinde İsrail’in tek taraflı kararıyla TIPH’ın görevi de 31 Ocak 2019 tarihinde sona erdirildi.[6]
Oslo Barış Süreci’nin yürütüldüğü yıllarda iç ve dış konjonktür iki toplumun temsilcilerinin çözüm için bir masa etrafında bir araya gelmelerine olanak vermişti. El-Halil’deki İbrahim Camisi’ne yönelik saldırı, barış çabalarını aşırı dinci Yahudilerin terörle engelleme hamlesiydi. Bu tür gayretler yıllar içerisinde etkisini gösterdi. Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimci sayısı neredeyse dört kat arttı; yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları ise hem yaygınlaştı hem sayıca fazlalaştı. İsrail’in işgal altındaki topraklarda yürüttüğü uluslararası hukuka aykırı yerleşim politikası 7 Ekim 2023 saldırılarından sonra daha da hızlandı. 1991-2023 arasında yıllık ortalama yaklaşık 7 izinsiz yerleşim yeri (outpost) kurulurken, 2024-2026 arasında yıllık ortalama yaklaşık 73 yeni izinsiz yerleşim yeri kurulmuştur.[7] Bu dönemde yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik taciz ve saldırılarında da büyük artış olmuştur. 2022 yılında yaralanma / ölüm / maddi zarar içeren yerleşimci saldırısı sayısı 852 iken 2025’te 1828 olmuştur. 7 Ekim 2023’ten 2025 sonuna kadarki dönemde İsrail güçleri ve yerleşimcilerin saldırıları sonucu 1046 Filistinli hayatını kaybetmiştir.[8] Öyle ki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik artan yerleşimci şiddet olaylarına ve yerleşim yerlerinin genişletilmesine bir tepki olarak, 8 Eylül 2026 tarihinde, İngiltere, Fransa ve Kanada’nın da dâhil olduğu 12 ülke Yahudi yerleşim yerlerinde üretilen ürünlerin ticaretini yasaklama kararı aldıklarını açıklamıştır.[9]
Oslo Barış Süreci’nden günümüze Filistin meselesinin iki devlet esasında çözümüne yönelik ilerleme kaydedilemediği gibi Trump’ın başkanlık dönemlerinde, İbrahim Anlaşmaları ve Gazze Barış Kurulu girişimlerinde görüldüğü üzere, Filistin yönetimini devre dışı bırakan bir tutum benimsenmiştir. Nitekim Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, son iki yıldır, ABD tarafından vize verilmediğinden BM Genel Kurul toplantılarına katılamamaktadır. Netanyahu, uluslararası ilişkilerde çok taraflılıktan ve kurallara dayalı sistemden uzaklaşıldığı bir dönemde, ABD’nin desteği ve aşırı sağ ile dinci koalisyon ortaklarından aldığı güçle, Batı Şeria’nın demografik yapısını ve toprak bütünlüğünü Filistinliler aleyhine daha da bozacak politikalarını sürdürmektedir. Uluslararası hukukun açık ihlali olan bu tutumla İsrail kendisini medeni dünyadan uzaklaştırarak giderek yalnızlaşmaktadır. Söz gelimi Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Gallant’ın, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Gazze’de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle haklarında aldığı yakalama kararı[10] nedeniyle, Roma Statüsü’ne taraf 124 ülkeye seyahat sınırlaması bulunmaktadır. Yukarıda ifade edilen Avrupa devletlerinin Yahudi yerleşim yeri kaynaklı ürünlere yönelik ticaret yasağı İsrail’in Gazze’ye karşı başlattığı orantısız güç kullanımına dayalı savaştan sonra gelişen uluslararası farkındalığın bir uzantısıdır. Zira Filistin Devleti’ni 2024-2025 yıllarında 19 yeni ülke daha tanımış, toplam tanıyan ülke sayısı 159 olmuştur. Netanyahu’nun 24 Eylül 2026 tarihinde BM Genel Kurulu’na hitaben yaptığı konuşmayı ise 70’e yakın ülke salonu terk ederek veya hiç gelmeyerek protesto etmiştir.[11]
7 Ekim 2023 saldırılarından sonra yaşanan travma İsrail halkında güvenlikçi politikalara desteği artırsa da İsrail’in demokratik kimliğinin korunmasını, uluslararası hukuka ve insan haklarına saygılı medeni dünyanın bir parçası olarak kalmasını isteyen önemli bir toplum kesimi bulunmaktadır. Ekim ayının sonunda gerçekleşecek seçimler İsrail’in ideolojik-dinci sınırlar içine sıkışmış, giderek yalnızlaşan, dışlanmış bir devlet olarak mı devam edeceğini; yoksa uluslararası hukuk, çok taraflı diplomasi ve insani değerleri benimseyerek uluslararası toplumun bir parçası olma yönünde mi ilerleyeceğini gösterecektir.
[*] Dr. Adem ÇAKIR, Ankara, E-posta: ademcakir2011@gmail.com
[1] Legal Consequences arising from the Policies and Practices of Israel in the Occupied Palestinian Territory, including East Jerusalem, 19 July 2024, https://www.icj-cij.org/case/186.
BM Adalet Divanı’nın kararı, BM Genel Kurulu’nda 18 Eylül 2024 tarihinde kabul edilmiştir:
“Advisory opinion of the International Court of Justice on the legal consequences arising from Israel’s policies and practices in the Occupied Palestinian Territory, including East Jerusalem, and from the illegality of Israel’s continued presence in the Occupied Palestinian Territory : resolution / adopted by the General Assembly, 18 September 2024 https://digitallibrary.un.org/record/4061432.
[2] Şehir, İsrail’de ve uluslararası metinlerde Hebron olarak isimlendirilmektedir.
[3] “1994: Jewish settler kills 30 at holy site”, 25 February 1994, BBC News, http://news.bbc.co.uk/onthisday/hi/dates/stories/february/25/newsid_4167000/4167929.stm
[4] BMGK’nın 18 Mart 1994 tarihli, 904 Nu.lı kararı.
[5] a. Situation in Hebron – Agreement on TIPH (Cairo, 31 March 94), https://www.un.org/unispal/document/auto-insert-194484/
b.Agreement on Temporary International Presence in the City of Hebron (I), 9 May 1996, https://peacemaker.un.org/en/node/9419.
c. Agreement on Temporary International Presence in the City of Hebron (II), 21 January 1997,https://peacemaker.un.org/en/node/9437.
[6] “The Temporary International Presence in Hebron (TIPH): Israel’s Decision to End the Mandate”, 21 February 2019, https://www.inss.org.il/publication/temporary-international-presence-hebron-tiph-israels-decision-end-mandate/.
[7] Peace Now, https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population. Aynı sivil toplum kuruluşunun verilerine göre 2024 itibarıyla 146 Yahudi yerleşim yerinde 511,100 yerleşimci yaşamaktadır. Batı Şeria’da yaşayan Filistinli nüfusu ise 2,998,982’dir.
[8] West Bank Monthly Snapshot – Casualties, Property Damage and Displacement | December 2025, 21 January 2026, https://www.ochaopt.org/sites/default/files/West%20Bank_info-graphic_22_Jan_2026.pdf.
[9] “Joint Foreign Ministers’ Statement on the Two-State Solution”, 8 September 2026, https://www.gov.uk/government/news/joint-foreign-ministers-statement-on-the-two-state-solution.
[10] Arrest warrant issued on 21 November 2024, Benjamin Netanyahu, https://www.icc-cpi.int/defendant/netanyahu.
Arrest warrant issued on 21 November 2024, Yoav Gallant, https://www.icc-cpi.int/defendant/gallant.
[11] “Soykırım faili Netanyahu’nun protesto edildiği BM Genel Kurulu’nda bazı ülke temsilcileri salonda kaldı”, 25 Eylül 2026, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/soykirim-faili-netanyahu-nun-protesto-edildigi-bm-genel-kurulu-nda-bazi-ulke-temsilcileri-salonda-kaldi/4068862.

