Share This Article
Göç Diplomasisi ve Sınır Yönetişiminin Ötesi Mümkün mü? MIPEX 2025 Işığında Türkiye- AB Göç Diyaloğunu Yeniden Düşünmek
Prof. Dr. Gökay ÖZERİM
Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
AB Jean Monnet Göç ve Çeşitlilik Mükemmeliyet Merkezi
Biliyoruz ki uzun yıllardır Avrupa Birliği’ndeki göç tartışmaları büyük ölçüde sınır güvenliği, düzensiz göçün kontrolü ve geri dönüş politikaları etrafında şekilleniyor. Avrupa Birliği’nin yeni Göç ve İltica Paktı da ağırlıklı olarak bu eksen üzerinde ilerlerken, göç yönetiminin çoğu zaman göz ardı edilen ancak en kritik boyutlarından biri olan entegrasyon konusu hem politika üretiminde hem de kamuoyundaki tartışmalarda geri planda kalıyor.
Aynı dar çerçevenin Türkiye ile AB arasındaki göç diplomasisinin son 15 yıldaki ilerleyişinde de açıkça gözlemlenmesi mümkün. Oysa sahanın ve akademik yazının bize gösterdiği önemli bir tartışma konusu var: göç politikalarının başarısı, yalnızca insanların ülkeye girişini veya çıkışını yönetebilmekle değil, ülkede yaşayan göçmenlerin topluma ne ölçüde dahil olabildiğiyle ölçülebilir.
Bu tartışmayı genişletmek için önemli bir fırsat ise araştırmacıları arasında yer aldığım MIPEX 2025 raporunun ortaya koyduğu bulgularda saklı. Dünyanın en kapsamlı karşılaştırmalı entegrasyon değerlendirme araçlarından biri olan ve Migration Policy Group tarafından koordine edilen Göçmen Entegrasyon Politikaları Endeksi (MIPEX), küresel bazda her beş yılda bir hem araştırmacılara hem de politika üreticilere ve uygulayıcılara önemli veriler sunmakta. Türkiye son beş yıllık sıralamada 2019 yılında 43 olan puanını 51’e yükselterek son yıllarda yükselme kaydedebilen ülkelerden biri oldu. Halen entegrasyon normları ve politikaları konusunda Türkiye’yi orta seviyede tutan bir sonuç olsa da son beş yıla ait bu sıralama ve sonuç; önemli bir hususu göz önüne serdi. Avrupa’da çoğu ülkede göç karşıtlığı, aşırı sağ ve göçmen karşıtı politikaların yükseldiği süreçte, AB ülkeleri bu sıralamada durağan kalırken ya da gerilerken Türkiye norm geliştirme konusunda gerileme göstermedi ve en azından normatif çerçevesini koruyabildi.
Türkiye’nin deneyimi, Avrupa’daki yaygın algının aksine, yalnızca büyük bir mülteci nüfusunu barındırma kapasitesiyle değil, aynı zamanda entegrasyon politikalarının kurumsallaşması açısından da dikkat çekici. Özellikle eğitim alanında göçmen çocukların devlet okullarına erişiminin yaygınlaşması ve sağlık hizmetlerine yönelik kurumsal mekanizmaların geliştirilmesi Türkiye’nin son yıllardaki politika dönüşümünün önemli göstergeleri olarak MIPEX analizinde tekrar ortaya çıktı.
Bu ise Türkiye ile Avrupa Birliği arasında göç eksenli kurulan ilişkiyi yalnızca “AB’nin öğreten, Türkiye’nin öğrenen taraf olduğu” klasik bir çerçevede ilerletmenin artık yeterli olmadığını da bize gösterir nitelikte. Göç ve entegrasyon alanında karşılıklı öğrenmeye dayalı daha dengeli bir perspektife ihtiyaç bulunduğunu tekrar sergilemesi açısından bu sonuçların değerli olduğunu düşünüyorum. Öyle ki birçok Avrupa ülkesinde entegrasyon politikalarının son yıllarda ciddi bir durgunluk yaşadığı görülmekte. MIPEX 2025 sonuçları, Avrupa Birliği genelinde ortalama puanın yalnızca sınırlı düzeyde arttığını; vatandaşlığa erişim ve siyasi katılım gibi alanlarda ise gerilemeler yaşandığını ortaya koyuyor.
Bununla birlikte, Türkiye açısından da tablo olumlu değil. Özellikle işgücü piyasasına erişim, eğitim ve sağlık alanlarında gerçekleştirilen düzenlemeler sıralama puanında yükselişte belirleyici rol oynamış bulunmakta. Ancak MIPEX verileri, siyasi katılım, vatandaşlığa erişim ve uzun dönemli ikamet gibi alanlarda önemli yapısal eksikliklerin halen devam ettiğini gösteriyor. Özellikle birçok düzenlemenin proje temelli veya idari takdire bağlı biçimde uygulanması, entegrasyon politikalarının sürdürülebilirliği konusunda da soru işaretleri yaratıyor. Bu yüzden Türkiye’nin de halen Avrupa’dan öğrenebileceği önemli deneyimler bulunmakta.
Uluslararası göçe dair deneyimleri niteliksel ve niceliksel açıdan eşit olmasa da başta İskandinav ülkeleri olmak üzere bazı Avrupa devletleri, ayrımcılıkla mücadele, yerel düzeyde siyasi katılım mekanizmaları ve vatandaşlığa erişim süreçlerinde daha kapsayıcı modeller geliştirmiş durumda. MIPEX 2025 sonuçlarında İsveç, Finlandiya ve Portekiz’in üst sıralarda yer alması tesadüf değil. Bu ülkelerde entegrasyon, yalnızca sosyal yardım politikası olarak değil, demokratik katılım ve toplumsal uyum politikası olarak ele alınıyor.
Bu nedenle MIPEX 2025’in ortaya koyduğu en önemli mesajlardan birinin şu olduğu söylenebilir: Göç yönetiminde başarı, yalnızca hareketliliği kontrol etmekle değil, katılımı mümkün kılmakla ölçülür. Tam da bu yüzden Türkiye ve Avrupa Birliği, entegrasyon alanındaki farklı deneyimlerinden karşılıklı olarak öğrenebildikleri ölçüde daha sürdürülebilir, daha kapsayıcı ve daha istikrarlı bir göç yönetişimi modeli geliştirebilirler.
Aslında bu tablo Avrupa Birliği’nin yeni Göç ve İltica Paktı açısından da önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Pakt büyük ölçüde dış sınırların yönetimi, sorumluluk paylaşımı ve geri dönüş mekanizmalarına odaklanırken, entegrasyon boyutu büyük ölçüde üye devletlerin inisiyatifine bırakılıyor. Oysa MIPEX’in ortaya koyduğu karşılaştırmalı veriler, uzun vadeli göç yönetişiminin başarısının tam da bu ihmal edilen alanda şekillendiğini gösteriyor.
Milyonlarca insanın uzun yıllardır Avrupa toplumlarında ve Türkiye’de yaşamaya devam ettiği bir gerçeklikte, göç politikaları AB ile Türkiye arasındaki dış politika hattının da önemli bir parçası haline dönüştü. Dolayısıyla hiç kuşkusuz göç, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin en önemli gündem maddelerinden biri olmaya önümüzdeki süreçte de devam edecek. Ancak bu ilişkinin geleceğinin yalnızca sınırların korunması ve düzensiz göçün azaltılması üzerinden şekillendirilemeyeceği gerçeğinin ilişkilerin temel önceliklerinden biri olarak yeniden tanımlanması ve tartışılması gerektiği açıkça görülüyor.

