Share This Article
Deniz Berktay
Uzun yıllardan beri Ukrayna’nın başkenti Kiev’de gazetecilik ve yazarlık yapan biri olarak, Dış Politika Enstitüsü için de yazacak olmaktan çok memnunum. Bundan böyle, Ukrayna ve genel olarak Doğu Avrupa’yla ilgili değerlendirmelerimi burada aylık olarak paylaşacağım. Ukrayna’da, bir savaşın ortasında yaşadığım ve bu savaşı en başından beri içinden takip ettiğim için, bu ilk yazımda, savaşın akıbeti hakkında birşeyler yazmak istedim. Rusya-Ukrayna Savaşı, birkaç gün önce, 10 Haziran tarihi itibariyle, uzunluk olarak 1. Dünya Savaşı’nı geçti. Pek çok kişi, bu soruyu soruyor: Bu savaş, ne zaman biter? Herşeyden önce şunu söyleyelim, bu savaşın ne zaman biteceği, sadece sahadaki etkenere ve sadece Rusya ile Ukrayna’ya bağlı değil. Bu, çok boyutlu bir savaş. En başından beri benim söylediğim şey, şuydu: Bu savaşın, iki farklı yönü var. Birinci yönüyle bu savaş, bir Rusya Ukrayna savaşıdır ve biz, bu açıdan baktığımızda, Rusya’nın Ukrayna gibi egemen bir ülkenin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini görüyoruz. Ama diğer bir açıdan baktığımızda, bu savaş, bir Rusya – Batı çatışmasıdır ve bu açıdan baktığımızda biz, Batılı güçlerin Ukrayna üzerinden Rusya’yı çevrelemeye çalıştığını görüyoruz. Dolayısıyla bu savaşı ne sadece RusyaBatı çatışması olarak görüp Ukrayna’nın mağduriyetini grmezden gelmek oğru olur, ama ne de, sadece bir Rusya-Ukrayna Savaşı olarak görüp ABD ve İngiltere’nin Rusyayı çevreleme ve Doğu Avrupa ve Karadeniz’de kendi nüfuzlarını kurma çabalarını. Batılı ülkeler demişken: Rusya’nın Ukrayna’daki saldırgan tutumu nasıl örmezden gelinemezse, Batı’nın Ukrayna üzerinden Rusya’ya yönelik yıpratma savaşı verdiği de görmezden gelinemez. Özellikle İngiltere’nin politikası, bu yönde. Bundan dört yıl öncesini hatırlayalım: Rusya, Ukrayna’ya saldırmış, fakat amaçlarıan kısa sürede ulaşamadığından, savaş tıkanmış. İki taraf da, müzakere ihtiyacını hissetmiş. Türkiye’nin girişimiyle, İstanbul’da taraflar bir araya getirilmiş ve burada, bazı konularda ön uzlaşma sağlanmış. İşte tam o günlerde, dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson alalacele Kiev’e gelip Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ile görüşmüş ve –Ukrayna basınının Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi kaynaklarıan dayanarak aktardığına göre- onu Rusya’yla müzakere yapmamaya ikna etmişti. Bundan birkaö gün sonra Rusya yönetimi, müzakerelerin çıkmaza girdiğini açıklamıştı. Türkiye’nin savaşın en başında, bu sorunun fazla dallanıp budaklanmadan çözülmesine yönelik girişimi, böylelikle, İngiltere tarafından engellenmiş oluyordu. Gerek İngiltere, gerekse dönemin ABD yönetimi (Joe Biden), bu savaşı, Rsuya’yı yıpratmak için bir vesile olarak görüyordu. Şimdi de, Alman ve Belçikalı yetkililerin bu yöndeki açıklamalarını görüyoruz. Nitekim, Belçika Genelkurmay Başkanı, Avrupa’nın 2030 yılına kadar Rusya’ya karşı kendi başına direnmeyi öğrenmesi gerektiğin, bu süre içinde Ukrayna’nın Rsuya’yı oyalamasını umduklarını söyledi ve bu sözler, Ukrayna’da da tepki çekti. Bu tabloya baktığımızda, savaşın akıbetiyle yakından ilgilenen ve kendi askeri savaşmasa bile, dolaylı yoldan bu savaşın tarafı haline gelmiş devletleri görüyoruz. Bu şarttlarda bu savaşın akıbeti, sadece Rusya ve Ukrayna’ya değil, Rusya’nın Çin gibi Batı dışı ülkelerle ilişkilerine, Batı dünyasının Ukrayna konusundaki tutumuna ve Batı dünyasının tek parça olup olmayacağına bağlıdır. Dolayısıyla, Ukrayna Savaşı’na çok bilinmeyenli denklem demek, yanlış olmaz. ABD’de geçen yıl Trump’ın başakanlık koltuğuna oturması, Batı dünysında bir çatlağın ortya çıkması anlamına geliyordu: Bir tarafta, Trump gibi, Ukrayna’ya askeri desteği sürdürmenin yeterli olduğunu ve Rusya’yla anlaşmak gerektiğini savunanlar, diğer taraftaysa, İngiltere gibi, Rusya karşıtı politikanın devamını savunanlar. Putin, bu konuyu Trump’la doğrudan görüşerek çözmeye ve kendi isteklerinin bir kısmını Trump’a kabul ettirmeye çalıştı. Ancak, Batı dünyasının Trump’ın iradesine bağlı olmadığı, ABD’nin de eski gücüne sahip olmadığı, bu dönemde görüldü. Trump’ın İran Savaşı’nda epey prestij kaybetmesi de, onu hem uluslararası alanda, hem de ülke içinde nüfuzunu kaybetmesine yol açtı. Bu da, Trump’ın Rusya ve Ukrayna’ya ateşkes için baskı yapma imkanını azalttı. Rusya ise, 2022 yılında Ukrayna’nın dört ilini (Donetsk, Lugansk, Herson ve Zaporojye) ilhak ederek, bu meseleyi kendisi açısından geri dönülmez bir hale getirdi. Bundan sonra Rusya bu topraklardan çekilirse, Putin, kendi seçmeninin gözünde, ilhak ettiği yerlerden çekilmek zorunda kalan lider olarak görünecek. Rus kamuoyunun genel olarak miliyetçi olması ve Ukrayna’da radikal adımların atılmasına destek vermesi, Rsuya yönetimini bu konuda daha da çıkmaza sokuyor. Dolayısıyla, savaşın kaderi, bütün bu etkenlere bağlı olarak belirlenecek.

