Feeding Frenzy – Friendly Fire in International Politics

Feeding Frenzy

by Aytaç D. Erenler

It was one of the National Geographic or BBC broadcasts. I was watching a wonderful documentary about the life of sharks. I was so focused that I was concentrated watching, as if swimming next to these magnificent creatures. That magnificent hydro-dynamic design, which is considered to have completed its evolution, that is, a body shape that has been perfected for centuries for movement in water, those eerie sudden movements and the tooth type and jaw arrangement that make you feel the danger even in the oxygen in your blood ..

I have admired these animals since I was very young. Especially in 1968, after watching the Thunderball movie of MI6 Agent James Bond 007, which was adapted to the cinema from Ian Fleming’s novel, I got out of tune. Sean Connery displayed a complete visual feast under the sea with harpoons, bombs and sharks around, while NATO was trying to recover two atomic bombs stolen from the Royal Air Force (RAF) base. I just turned 8 and was very impressed. Of course, there was a technical factor in this. It was the first time that a movie was shot in Widescreen Panavision format with a duration exceeding 2 hours. There we were fighting with Bond under the sea with terrorist divers. Of course, it was natural that the movie broke a great box-office record, with revenues exceeding $ 140 million.

As I said, I was out of balance now. I would break away from listening to the lecture and scribble sharks on the edge of my primary school notebooks. After all, being under the sea, fishing, especially hunting with harpoons has become one of my biggest hobbies. Even for a long time, watching under the sea without using harpoons, wandering around the rocks in the sea with snorkel and fins, watching the tiny fishes have been my most relaxing pastime.

Some types of sharks are fierce scary monsters of the seas. Nobody wants to mess with it. It can smell a drop of blood from miles away.

Well. Let’s make a connection with Foreign Policy.

Let’s give a message to the governments of countries that want to take on the role of the lion in the forests and the shark in the seas, and to the minds working in foreign policy decision-making mechanisms;

Fear is a powerful motivator. Beware of. A lot of friendly fires, that is, friendly fire accidents occur out of fear. The body chemistry changed by fear makes people give unfamiliar reactions. Just because of this, you shoot your own soldier, friend, as if he was an enemy. You shoot down your own plane.

In the USA, in the state of California, north of San Francisco, there was a beautiful shark aquarium tunnel at the Amusement Park called Marine World Africa in Vallejo. I was there in 1993. There were a lot of explanation boards about the facts of sharks hanging on the side walls. I don’t remember exactly, but one note stuck in my mind a lot. “Sharks actually live like many other animals in their own world and without danger. Millions of sharks have been killed around the world in the last 10 years, and many types have gone extinct, because  several sequels of JAWS films shot in a row after the huge revenue of the first one. On the other hand, there have been only 19 fatal attacks on humans from Sharks in the last 10 years”. Let it be an example of the ingenuity of fear.

The Venerable Sir David Frederick Attenborough, (94), is an English publisher and naturalist. He has been a senior executive at the BBC for years. Few do not know the documents he prepared and presented.

Years ago I was watching Sir Attenborough’s documentary movie About Sharks.

The scenery was horrible. It was the first time I heard the saying “Feeding Frenzy” there. So it’s just the term for a state belonging to Sharks and Piranhas. Attack your prey en masse and aggressively, smashing it.

Pieces of fish scattered in the water, blood, fins, heads. Bubbles, escapes ..

Dear international policy makers, influencers, let me conclude this article by writing Lord David Attenborough’s magnificent recipe, in an international policy adaptation, in describing that moment of shattering nutrition;

“The sharks, who had entered a kind of unconscientous mood during Feeding Frenzy, had their eyes retracted completely during the attacks and nothing but white became invisible. Now they were only breaking up, tearing, biting, plucking and eating, consuming.

Since sharks have a single nerve on their backs, they are of a biological nature that cannot feel pain when injured elsewhere. At other parts of the body, there are no Nociceptor cells to inform the brain about the feeling of pain. The injured Great White you are watching now is also biting his own intestines, which popped out of a cut in his abdomen. Without knowing that it will cause his own death .. ”

I know, if anyone is into the role of Sharks, maybe it is our responsibility to recommend them to think again. Us biophilic Turks who love life. You may have great armies, the smartest ammunition, all kinds of intelligence support, the deadliest technology, in short, you may have the upper hand, do not lose yourself. The consequences can be painful for all humanity, including you.

 

Turkish version

 

National Geographic ya da BBC yayınlarından biriydi. Köpek balıklarının yaşamıyla ilgili şahane bir belgesel izliyordum. Öyle odaklanmıştım ki, sanki bu muhteşem yaratıkların yanında yüzüyor gibi konsantre olmuştum izlerken. Evrimini tamamlamış diye kabul edilen o muhteşem hydro-dynamic design, yani suda hareketler için, asırlarla mükemmel hale gelmiş bir vücut şekli, o ürkütücü ani hareketler ve tehlikeyi kanınızdaki oksijende bile hissetmenizi sağlayan diş tipi ve çenede dizilişi..

Çok küçük yaşımdan beri bu hayvanlara hayranlık duydum.  Hele 1968 yılında, Ian Fleming ‘in romanından Sinemaya uyarlanan, MI6 Ajanı James Bond 007 nin, Thunderball filmini izledikten sonra ayarım iyice kaçtı. Sean Connery, NATO, Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) üssünden çalınan iki atom bombasını geri almaya çalışırken, denizin altında zıpkınlar, bombalar ve etrafta köpek balıklarıyla tam bir görsel şölen sergilemişti. Sadece 8 yaşına girmiştim ve çok etkilendim. Tabii bunda teknik etken de vardı. İlk defa bir film Widescreen Panavision formatta ve 2 saati geçen süreli olarak çekilmişti. Orada Bond ile beraber, denizin altında çatışıyorduk terörist dalgıçlarla yani. Tabii 140 milyon Doları geçen hasılatla müthiş bir rekor kırması da doğaldı.

Dedim ya, artık ayarım kaçmıştı. İlkokul defterlerimin kenarına, dersi dinlemekten kopup, köpek balıkları karalardım. Sonuçta denizin altında olmak, balık avı, özellikle de zıpkın ile av en büyük hobilerimden biri oldu. Hatta uzun süreler, zıpkını bile kullanmadan, denizin altını izlemek, şnorkel ve palet ile denizdeki kayalıkları gezmek, minik balıkları izlemek, beni en çok dinlendiren meşgalem olmuştur.

Köpek balıklarının bazı türleri denizlerin acımasız korkutucu canavarlarıdır. Kimse bulaşmak istemez. Bir damla kanın kokusunu millerce uzaktan alır.

Peki. Dış Politika ile bağlantıyı kuralım artık.

Ormanlarda aslanın rolüne ve denizlerde köpekbalığı rolüne soyunmak isteyen ülkelerin yönetimlerine, dış politika karar mekanizmalarında çalışan beyinlere bir mesaj verelim.

Korku çok kuvvetli bir motivatördür. Aman dikkat. Bir çok friendly fire, yani dost ateşi kazaları, korkudan meydana gelir. Korkunun değiştirdiği vücut kimyası insana olmadık tepkiler verdirir. Kendi asker arkadaşını vurursun düşman diye. Kendi uçağını düşürürsün.

ABD ‘de, Kaliforniya eyaletinde, San Francisco ‘nun kuzeyinde Vallejo ‘daki Marine World Africa adlı Lunapark ‘ta çok güzel bir köpek balığı akvaryum tüneli vardı. 1993 yılında gezmiştim. Bir sürü açıklayıcı panolar vardı kenarlarda. Tam hatırlamıyorum ama, bir not çok aklımda kaldı. “Köpek Balıkları aslında birçok diğer hayvan gibi kendi dünyalarında ve tehlikesiz yaşarlar. Çok büyük hasılat yapınca, arka arkaya birkaç tane çekilen JAWS filmleri yüzünden, son 10 yılda dünyada milyonlarca köpek balığı öldürüldü ve bir çok türün nesli tükenmeye yüz tuttu. Bunun yanında son 10 yılda Köpek Balıklarından insanlara yapılan ölümcül saldırı vakası sadece 19 oldu”. Korkunun marifetlerine örnek olsun.

Saygıdeğer, Sir David Frederick Attenborough, (94), İngiliz bir yayıncı ve tabiat tarihçisidir. BBC ‘de yıllarca üst düzey yöneticilik yapmıştır. Hazırladığı ve sunduğu dökümanterleri bilmeyen azdır.

Yıllar önce izliyordum Sir Attenborough ‘un Köpekbalıkları ile ilgili filmini.

Manzara korkunçtu. İlk defa orada duymuştum “Feeding Frenzy” deyişini. Yani sadece Köpekbalıklarına ve Piranhalara ait bir durumun terimi. Topluca ve agresifçe avına saldırma, parçalama.

Suya yayılmış balık parçaları, kan, yüzgeçler, kafalar. Köpükler, kaçışlar..

Değerli uluslararası politika yapıcıları, etkicileri, Lord Attenborough ‘nun, o parçalama beslenme anını anlatırken yaptığı muhteşem tarifi, uluslararası politika uyarlaması ile yazarak veda edelim;

“Feeding Frenzy sırasında bir çeşit kendini kaybetme ruh haline girmiş olan köpekbalıklarının, saldırılar sırasında gözleri tamamen geri çekilmiş ve beyazından başka bir şey görünmez hale gelmişlerdi. Artık sadece parçalıyor, ısırıyor, kopartıyor ve yiyorlardı, tüketiyorlardı.

Köpekbalıklarının sırtlarında boylu boyunca tek bir sinir olduğundan, başka yerden yaralandıklarında acı duyamayan bir biyolojik yapıdadırlar. Diğer noktalarda, acı hissini beyine haber verecek Nociceptor hücreleri yoktur. Şu anda izlediğiniz Büyük Beyaz yaralanmış ve karnındaki kesikten dışarı fırlamış bağırsaklarını da ısırıyor. Kendi ölümüne neden olacağından haberi olmadan..”

Ne bileyim, Köpekbalığı rolüne özenen varsa, belki tekrar düşünmelerini tavsiye etmek de bizim sorumluluğumuzdur. Biz, yaşam sever Türklerin. Muhteşem ordular, en akıllı mühimmatlar, her türlü istihbarat desteği, en ölümcül teknoloji, kısaca tam üstünlük sizde de olsa, kendinizi kaybetmeyin. Sonuçları tüm insanlık için acı olabilir, siz dahil.

Aytaç D. Erenler

Visits: 232

Deep Purple – Importance of motivation for armies

Deep Purple

by Aytaç D. Erenler

 

Ablamla 1972 yılında ilk Long Play imizi Kızılay ‘daki Yeni Karamürsel mağazasından aldık. LP, yani Albüm. Üzerine özenerek küçük bir etiketle 01 yazdık. Hayalimiz büyük bir LP koleksiyonuna ulaşmaktı. Bu ilk LP, Deep Purple ‘ın Machine Head albümüydü.

 

30 Mayısta, dünyaca ünlü efsanevi İngiliz Rock Müzik grubu Deep Purple ‘ın İstanbul’da bir konseri olacak. Seneler önceyi hatırladım. 1998, Harbiye Açık Hava ‘daki ilk konseri..

 

Deep Purple ‘ın Türkiye’de ilk konserini vereceği haberini aldığımda çok heyecanlanmıştım. Ne yapıp edip izlemeliydim. Parayı, izni halletmeliydim. Mümkün olduğu kadar yaklaşmalıydım, görmeliydim Ian Gillan ‘ı, arkadaşlarını.

 

Harbiye Açık Hava ‘da yaklaşık 5000 kişi vardı. Aralarında bir sürü arkadaşımı gördüm. Ankara’dan gelmiş olan. Konser başladı. Rüyada gibiydik efsaneleri seyrederken, dinlerken. Bir ara solist Gillan mikrofonu seyircilere tuttu. Grup durdu. Smoke on the Water ‘ı 5000 kişi söylüyordu. Gillan mikrofonlu eli havada, grup arkadaşlarına döndü ve öyle bir baktı ki.. Ben o bakışı yakaladım ve dedim ki içimden “Ya beyler böyle şok olursunuz işte. Kültür Emperyalizmi yaftalarıyla kirletilmeye çalışılsa da, sanat evrenseldir. Dünyanın ta diğer ucunda bir genç, en zor gününde sizin bir notanızla, umut dolar. Ablasıyla harçlık denkleştirip zar zor ilk albüm alır ve ilkel TurnTable da, pikap diyelim, günde 10 kere çalar.

 

E Dış Politikanın ilgisi ne bu olay ile diyeceksiniz. Açayım kalbimi..

 

Dünyanın her ülkesinde, ahlaklı olmakta ısrar eden, imkanlarının el verdiği kadar mutlu olmaya çalışan, politik soygunlardan nasibini almamış, vatanına milletine aşık, rahmetli Neşet Ertaş ile, rahmetli Zeki Müren ile duygulanan ama bir rock müziğinin sözlerinden, tanımadığı bir kültürün ferdinin dertleriyle de hüzünlenebilen, Lynrd Skynrd üyelerinin uçak kazasında ölümüne yıkılan, mütevazi yaşamlarını yüksek duygularla yaşamaya çalışan milyonlarca insan var.

 

Devletli adamların, savaş kararları, adaletsiz yaptırım kararları, güç ve varlık hırsları, etnik, kültürel, dil, din, farkı gözeten bakışları ve demeçleri, ve nihayet bunların ölümcül sonuçları en çok bu insanları harap ediyor. Devlette tanıdığı emmisi dayısı olmayan, işini hakkıyla yapıp evine ekmek götürmeye çalışırken medeni bir hayatı yaşamaya çalışan insanlar.

 

Deep Purple Türkiye’deki dostlarını 1998 e kadar bekletmemeliydi. Korkmadan gelselerdi keşke. Misyonlarını unutmamalılardı. Sanat en güzel insanları birbiriyle kucaklatır. Bul parçayı da dinle. “Sometimes I feel like screaming, Deep Purple” . Bazen kimsenin duyamadığı çığlığı içine atarsın işte. Kalbine ruhuna çiçek kokuları dolar “Soldier of Fortune” u dinlerken.  Kavuşmak çok güzel oldu ama saçlarımız ağarmaya başlamıştı. Ortanca kız kardeşimden 1 yıl sakladık Elvis Prestley ‘in öldüğünü.

 

Bu yazı da, Tel Aviv ‘de, Washington DC’ de, Londra’da, Moskova’da, Paris’te, Pekin’de ve Berlin ‘de, Dış Politika kararlarına etken odaklara mektubumuz olsun. Agresor taraf olmayın. Gelin asıl kimlerin zarar gördüğünü gene masaya yatırın.

 

 

 

Amerikan ordu mensupları, dünyanın çeşitli ülkelerindeki askeri üslerde görev yaparken, gözleri kulakları, ülkeden gelecek meşhurların programındadır. Bunlara USO Shows denir. The United Service Organizations Inc. bir kar amaçsız kuruluştur. Ordu mensupları ve ailelerinin moral takviyesi görevidir. Marilyn Monroe ’nun 1954 yılında Güney Kore ‘ye gelişi, Elvis Presley ‘in cephedeki askerlere konserleri, Aktör John Wayne ‘in ve Aktris Ann Margret ‘in 1966 da Vietnam ‘a gidişi, Robin Williams ‘ın Irak ‘taki askerlere konseri, hep aynı organizasyonun işleridir.

 

Neredeyse vodvilci diyebileceğimiz Bob Hope ‘un, en meşhur olduğu dönemde II. Dünya Savaşı sırasında cephe ziyaretleri ve sahne şovları da aynı amaç ile yapılmıştı. 1942 ‘de Alaska ‘da askerleri ziyaret için özel izin alması gerekmişti.

 

1988 ‘de Mamak Muhabere Okulunda, 8 ay kısa dönem erlik yaparken şafağa az günler kala dizimden sakatlanmıştım. GATA da tedavideydim ve gece televizyonda, İbrahim Tatlıses ‘in Atina Konserini izlemiştik. O Yunan kadınlarının “Mavi Mavi” yi gözleri yaşla dolu, bağıra bağıra söyleyiş manzaraları, seyreden biz erbaşların da gözlerini buğulamıştı. Düşmanına bile üzülebilen bir memleketin çocuklarıyız.

 

Bahsettiğim, merkezlere şunu hatırlatarak kapatalım;

 

Sadece savaşa gönderdiğiniz gençlere değil, savaştırmak istediğiniz ülkelerdeki güzel kalpli insanlara da mutluluk götürmek amacı ile kararlarınızı alın. Komşuyu gene üzerimize iteklemeyin. Yüzyıllardır iç içe yaşamış kardeşleri bölmeyin.

 

Aytaç D. Erenler

 

Visits: 101