Share This Article
Melike Hocaoğlu Çağlıöz
4 Kasım 2026
Santiago’nun Patronato mahallesinde, São Paulo’nun 25 de Março caddesinde ya da Barranquilla çarşısında yaşlı bir esnafa kökenini sorun. Büyük ihtimalle gülümseyip “Nosotros somos turcos” der, yani “Biz Türk’üz.” Oysa dedesi Beytüllahim’den, Humus’tan ya da Zahle’den gelmiştir. Türkçe bilmez, Türkiye’yi de hiç görmemiştir.
Latin Amerika’da “los turcos” diye anılan bu topluluk, Türkiye’nin bölgedeki en eski ve belki de en az fark edilmiş bağlarından biridir. Türkiye’nin Latin Amerika açılımı yirmi yılını geride bırakırken, bu ortak Osmanlı mirası hâlâ yeterince değerlendirilmemiş bir diplomatik potansiyel taşıyor. Ancak bu potansiyelin hayata geçirilmesi, dikkatli ve kapsayıcı bir yaklaşım gerektiriyor.
Bir pasaportun bıraktığı isim
Akademik literatürde yer alan tahminlerden birine göre, 1860–1914 yılları arasında yaklaşık 1,2 milyon Osmanlı tebaası Amerika kıtasına göç etti. Bu göç hareketinin önemli bir bölümünü, bugünkü Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarından gelen, çoğunluğu Hıristiyan olan Levantenler oluşturuyordu. Farklı etnik ve dinî kimliklere sahip bu insanlar, Osmanlı belgeleriyle seyahat ettikleri için Latin Amerika’da çoğunlukla tek bir ad altında tanındı: “turco”.
Göçmenlerin önemli bir bölümü geçimini seyyar satıcılıkla sağladığından, “turco” kelimesi zamanla bu meslekle de özdeşleşti. Özellikle ilk göç dönemlerinde, kimi ülkelerde aşağılayıcı ve dışlayıcı çağrışımlar taşıdı. Avrupa kökenli göçü önceleyen siyasi ve toplumsal elitlerin gözünde bu yeni gelenler her zaman makbul göçmenler değildi. Ancak kuşaklar boyunca kelimenin anlamı da değişti. Bir zamanlar dışarıdan dayatılan bu kimlik, bugün bazı aileler için göçün, toplumsal yükselişin ve yeni bir ülkede kök salmanın hikâyesine dönüştü.
Seyyar satıcılıktan saraya
Seyyar satıcı olarak başlayan bu ailelerin torunları bugün bölgenin siyasi ve ekonomik elitinin önemli bir parçası. Arjantin’de Carlos Menem, Brezilya’da Michel Temer ve El Salvador’da Nayib Bukele devlet başkanlığına yükseldi. Meksikalı iş insanı Carlos Slim ve Kolombiyalı şarkıcı Shakira da Lübnan kökenli.
Şili, Arap dünyası dışındaki en büyük Filistin topluluğuna ev sahipliği yapıyor. Sayıları yaklaşık yarım milyon olarak tahmin ediliyor. Birinci ligde Palestino adında bir futbol kulübü var. Kongrede güçlü bir Filistin grubu bulunuyor. Bu topluluk, Şili’nin dış politikasını da doğrudan etkiliyor.
Ortak Geçmiş, Ayrı Hafızalar
Türkiye bu ağa uzun süre mesafeli kaldı. Bunun ilk nedeni kimlik meselesi. Toplulukların büyük çoğunluğu kendini Arap, Lübnanlı ya da Filistinli olarak tanımlıyor. Bazı aileler için Osmanlı’nın son dönemi askerlik, kıtlık ve göç zorunluluğu demek. “Siz aslında bizdensiniz” diyen bir dil bu yüzden ters tepebilir.
İkinci neden kurumsal. 2006’daki “Latin Amerika Yılı” ile başlayan açılım, temsilcilik sayısını ve ticareti hızla artırdı. Ancak diaspora ilişkileri hep Türk kökenli vatandaşlar üzerinden kurgulandı. “Turcolar” bu çerçevenin dışında kaldı.
Üçüncü neden rekabet. Bölgedeki Ermeni toplulukları güçlü ve örgütlü. İsrail de 2026’yı Latin Amerika odak yılı ilan etti. Boş bırakılan alanı başkaları dolduruyor.
Sahiplenmek değil, paylaşmak
Doğru yaklaşım, bu toplulukları Türkleştirmeye çalışmak değil, ortak bir geçmişin muhatabı olarak görmek. Üç somut adım atılabilir:
- Arşiv diplomasisi: Osmanlı nüfus ve pasaport kayıtları dijitalleştirilip ailelerin erişimine açılabilir. Büyükbabasının köyünü arayan bir Şililiye bu kayıtları sunmak, her resmi ziyaretten daha kalıcı bir iz bırakır.
- Akademik ortaklık: Şili Üniversitesi Arap Çalışmaları Merkezi gibi kurumlarla ortak göç tarihi projeleri yürütülebilir. Bu, ilişkiyi siyasetin ötesine taşır.
- Ortak gündem: Filistin meselesinde Türkiye’nin tutumu ile Şili’deki topluluğun önceliklerinin örtüşmesi doğal bir diyalog zemini sunuyor.
Türkiye’nin Latin Amerika açılımı ikinci yirmi yılına girerken büyükelçiliklerin ve ticaret rakamlarının ötesine geçmesi gerekiyor. “Turcolar” Türk değil. Ama Türkiye’nin bu kıtada adıyla anılan tek topluluğu onlar. Bu adın hikâyesine sahip çıkmak, Türkiye’nin Latin Amerika’daki en köklü kamu diplomasisi kapısını aralayabilir.

