Erdoğan – Biden Meeting of June 14 by Assoc. Prof. Muharrem Ekşi

UNITED STATES

Mr. Erdoğan and Mr. Biden shall meet for the first time after Biden elected as the President of USA. It is a very important meeting for Turkey and Assoc. Prof. Muharrem Ekşi analyzes the situation.

 

Erdoğan-Biden Görüşmesi: İlişkilerde Kompartımanlaştırma Dönemi

 

Doç. Dr. Muharrem EKŞİ

Kırklareli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

 

14 Haziran 2021 tarihinde Brüksel’de NATO Liderler zirvesinde Amerikan devlet Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleşmesi kesinleşen ikili görüşme, Türk-Amerikan ilişkilerini tekrar ulusal ve uluslararası medyada tartışmaya açtı. Öncelikle iki lider arasında yüz yüze yapılacak ilk görüşme olması nedeniyle tüm dikkatleri üzerine çekti. Görüşme, son on yıldır gerginleşen Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrini etkilemesi bakımından da merak edilmektedir. Ocak 2021 tarihinde iktidara gelen Biden ile Erdoğan arasındaki ilişkinin telefon görüşmeleri ile sınırlı olması nedeniyle, bu yüz yüze görüşmeye medyanın yoğun ilgisi ile birlikte kamuoyunda büyük bir beklenti oluştuğu anlaşılmaktadır. Ancak rasyonel ve gerçekçi bir perspektiften konuşulacak olursak bu görüşmede ne ikili ilişkilerin kopacağı ne de bütün sorunların çözülüp yeni bir sayfa açılacağını beklemenin ütopik olduğunu vurgulamamız gerekir.

Zira Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlar, konjonktürel olmanın ötesinde yapısal bir niteliği haizdir. Bunu açıklamak için öncelikle ikili ilişkilerde ittifakın kuruluş dinamiğine bakmak gerekmektedir. Türk-Amerikan ittifakı, temelde Sovyetler bağlamında ortak tehdit üzerinden kurulmuştu. Sovyetlerin bir yandan Türkiye’den toprak talepleri öte yandan savaş sonrası Avrupa’dan askerlerini çekmemesi üzerine Türkiye ile ABD, bu ortak tehdit üzerinden müttefiklik ilişkilerini 1947 yılındaki Truman doktriniyle kurmuşlardır. Günümüze kadar Türk-Amerikan ilişkilerinde sorunların hiç eksik olmadığı ancak yapısal düzeyde iki tarafın da birbirini bu denli sorguladığı nadir dönemler olmuştur. Türk-Amerikan ilişkilerinde kırılma noktaları, aynı zamanda ittifakın sorgulandığı dönemler olmuştur. 1964 yılındaki Johnson mektubu olayı, 1974 Kıbrıs barış harekâtı ve sonrasında uygulanan ambargo, 1990’larda kamuoyunda gündeme gelen ABD’nin PKK’ya yardımları ve Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurma haberleri, 1 Mart Tezkeresi ve ardından Çuval hadisesi, Suriye krizinde 2016 yılından itibaren ABD’nin alenen PKK terör örgütünün uzantısı PYD/YPG’ye tırlarca silah yardımı, ikili ilişkilerdeki temel kırılma noktaları ve karşılıklı güvenin zedelendiği olaylar olarak tarihe geçmiştir. Son olarak en büyük kırılma noktası ve güven bunalımı ise 15 Temmuz 2016 tarihindeki FETÖ kalkışması sırasında ABD’nin tutumu olmuştur.

 

 

Nitekim NATO zirvesinde gerçekleşecek Biden-Erdoğan görüşmesinde ana gündem konusu olması beklenen Rusya’dan S-400 hava savunma sisteminin alınması kararının bu kalkışma sonrası alınması şaşırtıcı olmamıştır. Zira 2016 yılından itibaren Türk-Amerikan ilişkilerindeki gerilimin temelini aslında Türkiye’nin Batı sisteminin dışına çıkarak Rusya’dan satın alınan S-400 sistemi teşkil etmektedir. ABD ve NATO açısından NATO üyesi bir ülkenin S-400 hava savunma istemini satın alması, Batı güvenlik mimarisinde çatlak olarak değerlendirilmektedir. NATO üyesi Türkiye’nin Batı güvenlik sisteminin bileşeni olarak hem Rusya’ya yakınlaşması hem de S-400 sistemini alması, Türk-Amerikan ilişkilerindeki yapısal sorunların başında gelmektedir. Bunun yanında her iki ülkenin birbirine bakış açısının müttefiklik dışında değişmesi, ilişkilerdeki diğer yapısal sorunu oluşturmaktadır. Zira bir yandan Erdoğan, ABD’ye “senin müttefikin ben miyim yoksa PYD terör örgütü mü” derken öte yandan Biden yönetiminin Türkiye’yi ‘sözde müttefik’ olarak nitelemesi, iki tarafın da birbirine artık müttefik olarak bakmadığına ve derin bir güven bunalımına işaret etmektedir.

 

Biden-Erdoğan görüşmesi öncesi, 27-28 Mayıs tarihlerinde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın Türkiye’deki temaslarında ana gündem maddesinin S-400 sistemi olması, ilişkilerdeki en temel yapısal soruna işaret ettiği gibi S-400 anlaşmazlığının ilişkileri zehirleyen sorun olarak da öne çıktığı açıkça anlaşılmaktadır. S-400 sorunu, Türk-Amerikan ilişkilerinde ittifakın kuruluş dinamiğini teşkil eden ortak tehdidin artık söz konusu olmadığını göstermektedir. Zira NATO üyesi olarak Türkiye’nin Rusya’dan S-400 sistemini alması, Batı sistemine güvenmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye’nin ABD ve NATO sistemine güvenmemesinde 15 Temmuz FETÖ kalkışması ve Suriye iç savaşında NATO üyesi ülkelerin Patriot füze sistemlerini ilk önce Türkiye savunması için yerleştirip sonra sormadan kaldırmalarının son derece etkili olduğu söylenebilir.

 

Dolayısıyla Biden-Erdoğan görüşmesinde ikili ilişkilerdeki bütün sorunların ötesinde S-400 sorunu kilit önemi haizdir. Bu anlamda S-400 sorununun nasıl aşılacağı, ilişkilerin seyrini de belirleyecektir. Ancak S-400 sorununun yanında Biden’ın Erdoğan’ı devirmeye yönelik söylemleri de ikili ilişkileri olumsuz etkileyen temel dinamiklerden biridir. İki liderin NATO’nun Brüksel zirvesindeki görüşme öncesi, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Sherman’ın temaslarında ikili ilişkilerin önündeki temel sorun olarak S-400’ü işaret etmesi, ABD açısından ilişkilerdeki en temel yapısal sorun olsa da Türkiye açısından eksiktir. Zira Türkiye açısından ilişkilerdeki temel yapısal sorunlardan biri de Biden yönetiminin Erdoğan’ı devirme söylemleridir. Bu bağlamda Erdoğan-Biden görüşmesinin en hararetli gündem maddelerinin bu iki yapısal sorun olacağı öngörülebilir.

 

Türk-Amerikan ilişkilerindeki bu iki temel yapısal sorunun bir görüşmede çözüleceğini beklemek kadar ilişkilerin kopacağını düşünmek de ütopiktir. Dış politikada sorunlu ilişkilerde uygulanan kompartımanlaştırma yönteminin Türk-Amerikan ilişkilerinde de uygulanabileceği düşünülebilir. İki ülkenin çıkar çatışması yaşadığı alanlar mevcudiyetini korurken işbirliği alanlarında ilişkilerini yürütmelerini sağlayan kompartımanlaştırma yöntemi, Türk-Amerikan ilişkilerinin yeni çerçevesi olabilir. Böylece iki ülke arasındaki sorunların çözülemediği alanlar, bir yandan sorunları çözmekten daha ziyade yönetilmesi ve işbirliği alanlarına engel olmaması sağlanırken öte yandan işbirliği alanlarında birlikte hareket etme imkanı sağlanabilir. Obama döneminden itibaren kriz ilişkileri niteliğini haiz Türk-Amerikan ilişkileri, ancak bu şekilde yeni bir çerçeveye oturtulabilir. Bu da artık ilişkilerde dostluk dönemi nitelemesi yerine ortak çıkarlara dayalı işbirliği nitelemesini getirecek ve Soğuk Savaş döneminden itibaren taraflar arasında ilişkileri tanımlayan ‘stratejik ortak’ tanımlamalarının dönemini sonlandıracaktır. Nitekim son on yıldır Türk-Amerikan ilişkileri, stratejik ortak olarak tanımlanmamakta hatta tanımlayacak herhangi bir kavram gündeme gelmemiştir.

 

Sonuç olarak Erdoğan-Biden görüşmesinde iki ülke arasında kompartımanlaştırılmış ilişkiler çerçevesi oluşturulabilir. Her iki tarafın da ilişkileri kendi çıkarları çerçevesinde yeniden şekillendirme arayışında olduğundan hareketle ortak çözümün kompartımanlaştırma yöntemi olduğu ileri sürülebilir. Erdoğan yönetiminin ‘ABD ile yapıcı diyalog kurmak istiyoruz’, ‘Türk-Amerikan ilişkilerini kurtarmak istiyoruz’, ‘ABD ile yeni dönem açmak istiyoruz’, ‘görüşme yeni dönemin habercisi’ gibi mesajları bu minvalde değerlendirmek mümkündür. Ayrıca ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Sherman’ın Türkiye temaslarını liderler görüşmesinin ön hazırlığı olarak değerlendirdiğimizde Biden yönetiminin de Türkiye ile ilişkileri yeniden yapılandırma arayışında olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Biden-Erdoğan görüşmesinde çatışan çıkarlar, görüş ayrılıkları ve yapısal sorunlara rağmen işbirliği alanlarında ortak hareket etmeyi sağlayabilecek kompartımanlaştırılmış ilişkiler çerçevesi her iki tarafın kabul edeceği yeni çerçeve olabilir. Aksi halde Türkiye, ABD’nin özellikle Ortadoğu politikalarında oyun bozucu olmaya devam edecektir. Türkiyesiz de ABD’nin hem NATO’yu Rusya ve Çin’e karşı güçlendirme hem de Ortadoğu, Rusya ve Çin’e yönelik politikalarını sorunsuz uygulamada eksik kalacağı kuvvetle muhtemeldir.