Share This Article
Türkiye ve Avrupa Birliği Savunma ve Güvenlik İşbirliği: Yeni Bir Başlangıç Mümkün mü?
Arda Mevlütoğlu
Avrupa güvenlik mimarisi, son yıllarda eş zamanlı olarak derinleşen çoklu krizlerin etkisiyle yeniden şekillenmektedir. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve ABD’nin küresel rolündeki görece dönüşüm, Avrupa’yı hem stratejik özerklik arayışına hem de yeni ortaklık biçimleri geliştirmeye zorlamaktadır. Bu bağlamda Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki savunma ve güvenlik ilişkileri, giderek daha merkezi bir tartışma alanı haline gelmektedir. Ancak bu ilişkinin doğası, aynı anda hem kaçınılmaz hem de problemli bir karakter taşımaktadır .
Türkiye-AB ilişkilerinin son on yılda geçirdiği dönüşüm, bu ikili yapıyı anlamak açısından kritik önemdedir. Üyelik perspektifine dayalı normatif çerçevenin yerini, giderek daha fazla çıkar temelli ve “transactional” bir ilişki modeli almıştır. Bu dönüşüm, savunma alanında iş birliğini daha pragmatik bir zemine taşırken, aynı zamanda ilişkilerin kırılganlığını da artırmıştır. Zira taraflar arasındaki iş birliği artık ortak değerlerden ziyade karşılıklı ihtiyaçlar üzerinden şekillenmektedir .
Bu yeni bağlamda öne çıkan SAFE (Security Action for Europe) mekanizması, Avrupa’nın savunma kapasitesini güçlendirme çabasının somut bir tezahürü olarak değerlendirilebilir. Türkiye açısından SAFE, hem önemli fırsatlar hem de ciddi sınırlamalar içeren bir platform niteliğindedir. Türkiye’nin maliyet-etkin üretim kapasitesi, sahada test edilmiş sistemleri (özellikle insansız sistemler ve elektronik harp çözümleri) ve hızlı adaptasyon yeteneği, Avrupa savunma sanayii için tamamlayıcı bir değer sunmaktadır. Bu yönüyle Türkiye, Avrupa’nın artan güvenlik ihtiyaçları karşısında göz ardı edilmesi zor bir aktör konumundadır .
Bununla birlikte, Türkiye’nin SAFE ve benzeri mekanizmalara entegrasyonu önünde önemli siyasi ve stratejik engeller bulunmaktadır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin vetoları, S-400 krizi bağlamında ortaya çıkan güven sorunu ve Türkiye’nin dış politika yönelimine dair Avrupa’daki belirsizlik algısı, bu engellerin başlıcalarıdır. Ayrıca demokratik gerileme ve normatif uyumsuzluk tartışmaları da bu süreci daha karmaşık hale getirmektedir. Bu nedenle SAFE, yalnızca teknik bir savunma iş birliği platformu değil, aynı zamanda daha geniş bir siyasi güven testine dönüşmüş durumdadır .
Bu tablo, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkinin yapısal gerilimini açık biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye, askeri kapasitesi ve savunma sanayii kabiliyetleri sayesinde Avrupa güvenliği için vazgeçilmez bir aktör olarak görülürken, aynı zamanda stratejik yönelimi ve siyasi tercihleri nedeniyle “zor bir ortak” olarak değerlendirilmektedir. Bu ikili algı, kurumsal düzeyde sürdürülebilir ve öngörülebilir bir iş birliği modelinin oluşmasını zorlaştırmaktadır .
Öte yandan, AB düzeyindeki tıkanıklıklara rağmen Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki ikili savunma iş birliklerinin artarak devam etmesi dikkat çekicidir. Birleşik Krallık, İtalya ve İspanya gibi ülkelerle geliştirilen ortak üretim ve yatırım modelleri, daha esnek ve işlevsel bir iş birliği zemini sunmaktadır. Bu eğilim, Avrupa savunma entegrasyonunun geleceğinin yalnızca Brüksel merkezli kurumsal mekanizmalarla sınırlı olmayacağını, çok katmanlı ve ağ temelli bir yapıya evrileceğini göstermektedir .
Sonuç olarak, Türkiye-AB savunma ilişkileri bir “geçiş dönemi” içindedir. Taraflar arasında artan stratejik bağımlılığa rağmen, bu bağımlılığı yönetecek kurumsal ve siyasi çerçeve henüz oluşmamıştır. Mevcut durum sürdürülebilir değildir; ya daha kapsayıcı ve gerçekçi bir iş birliği modeli geliştirilecek ya da parçalı ve verimsiz çözümlerle ilerlenmeye devam edilecektir. Avrupa’nın güvenlik ihtiyaçları ile Türkiye’nin kapasite ve yetenekleri arasındaki uyum, bu ilişkinin geleceğini belirleyecek temel faktör olmaya devam edecektir.

