Share This Article
Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş
Güney Kafkasya, son dönemde küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle jeopolitik rekabetin yanı sıra ekonomik iş birliği ve bağlantısallığın da öne çıktığı bir coğrafya hâline gelmektedir. Bu değişimin dikkat çekici yansımalarından biri Türkiye–Ermenistan ilişkilerinde yaşanmaktadır. İki ülke arasındaki normalleşme süreci, diplomatik temasların ötesinde ticaret ve ulaştırma bağlantıları üzerinden yeni bir boyut kazanmaya başlamıştır. Bu durum, yalnızca ikili ilişkileri değil, Güney Kafkasya’nın ekonomik ve jeopolitik geleceğini de etkileme potansiyeli taşımaktadır.
Küresel ticaret ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği günümüzde, Güney Kafkasya’nın stratejik önemi giderek artmaktadır. Enerji ve ulaşım hatlarının öne çıktığı bu süreçte bölgesel iş birliği, bölge ülkeleri ve komşuları açısından yeni fırsatlar sunmaktadır. Nitekim Haziran 2026’da Türk ve Ermeni iş insanlarının Kars’ta bir araya gelmesi, ardından 3–4 Eylül’de Erivan’da iş forumunun düzenlenmesi, normalleşmenin ekonomik boyutunun giderek daha fazla gündeme geldiğini göstermektedir.
Bu süreçte TRIPP projesi, Güney Kafkasya’da bağlantısallığın ekonomik olduğu kadar jeopolitik bir boyut da taşıdığını ortaya koymaktadır. Proje, yalnızca Türkiye–Ermenistan–Azerbaycan ilişkileri açısından değil, Türk dünyasının küresel ticaret ağlarıyla bütünleşmesi bakımından da önemlidir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Orta Koridor ile TRIPP’in entegre edilmesi gerektiği yönündeki açıklaması da bu iki projenin stratejik potansiyeline dikkat çekmektedir. Bu nedenle TRIPP’i yalnızca bölgesel bir ulaştırma projesi olarak değil, Türk dünyasını da kapsayan daha geniş bir ekonomik entegrasyon çerçevesinde değerlendirmek gerekir.
Güney Kafkasya’da bağlantısallık üzerinden şekillenen jeopolitik rekabetin bir diğer örneği de Rusya’nın gündeme getirdiği “Putin Rotası”dır. Abhazya üzerinden Rusya, Gürcistan ve Ermenistan arasında kara ve demiryolu bağlantılarının kurulmasını öngören bu girişim, TRIPP’e alternatif bir güzergâh arayışı olarak da değerlendirilebilir. Henüz öneri aşamasında olan proje, bölgedeki ulaşım hatlarının ekonomik olduğu kadar siyasi ve stratejik açıdan da önem kazandığını göstermektedir.
Bölgesel bağlantısallık arayışları yalnızca ulaştırma projeleriyle sınırlı kalmamaktadır. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Zirvesi kapsamında Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile gerçekleştirdiği görüşmede ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini vurgulaması da bu açıdan dikkat çekicidir. Bu temas, Ermenistan’ın ekonomik ilişkilerini daha geniş bir coğrafyada geliştirme arayışını yansıtması bakımından önemlidir.
Öte yandan Azerbaycan–Ermenistan normalleşmesinde atılan adımlar da Türkiye–Ermenistan ilişkilerinin geleceğini yakından ilgilendirmektedir. İki ülke temsilcilerinin 8 Ekim 2026’da Goris’te TRIPP kapsamında elektrik iletim hatlarının güzergâhını görüşmesi, iş birliğinin diplomatik temasların yanı sıra teknik düzeyde de ele alındığını göstermektedir. Ancak bu görüşmelerin altyapı projelerinin uygulanmaya başladığı anlamına gelmediğini de belirtmek gerekir.
Bu süreçte Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin bölgesel gelişmeler açısından taşıdığı önem de göz ardı edilmemelidir. Şuşa Beyannamesi, Orta Koridor ve bölgesel güvenlik alanındaki ortak çıkarlar, iki ülke arasındaki stratejik iş birliğinin güçlü temellerini oluşturmaktadır. Bu nedenle Türkiye–Ermenistan normalleşmesinin, Ankara–Bakü ilişkileri ve bölgedeki dengelerle birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Ermenistan, TRIPP projesine paralel olarak Türkiye–Ermenistan sınırının açılmasını ve Azerbaycan–Ermenistan ile Türkiye–Ermenistan demiryolu bağlantılarının yeniden faaliyete geçirilmesini beklemektedir. Bu adımlar, doğrudan ticaretin gelişmesi, ulaşım maliyetlerinin azalması ve ticaret ağlarının Avrupa’ya uzanması açısından fırsatlar yaratabilir. Ermenistan’ın gündeminde ayrıca Basra Körfezi–Karadeniz bağlantısı, Kuzey–Güney Karayolu Projesi, doğu–batı ulaşım hatları, petrol ve doğal gaz boru hatları ile elektrik iletim altyapısının geliştirilmesi de bulunmaktadır. Dolayısıyla sınırın açılması, yalnızca iki ülke arasındaki ticareti değil, bölgesel bağlantısallığı da etkileyebilecek bir gelişmedir.
Türkiye–Ermenistan ilişkilerinde artan resmî ve gayriresmî temaslar, normalleşmenin ekonomik boyutunun giderek öne çıktığını göstermektedir. Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın sınırın yakın zamanda açılabileceğine ilişkin açıklaması da bu yöndeki beklentileri yansıtmaktadır. Bununla birlikte, sınırın açılması konusunda henüz somut bir karar alınmamış olması, sürecin siyasi boyutunun önemini koruduğunu göstermektedir.
Bu açıdan Türkiye Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın 16 Ekim 2026’da Erivan’da düzenlenen COP17 Liderler Zirvesi kapsamındaki temasları dikkat çekicidir. Yumaklı, normalleşmenin Mart 2026’dan itibaren yeni bir ivme kazandığını belirtirken Türkiye’nin Güney Kafkasya’da barış, istikrar ve refahı desteklediğini vurgulamıştır. Ancak ziyaretin özellikle önemli yönü, Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan ile yapılan görüşmedir. Doğrudan ticaretin sağlayabileceği fırsatların yanı sıra sıhhi ve veterinerlik denetimine tabi ürünlerin taşınması ve transit geçiş prosedürlerinin ele alınması, normalleşmenin artık ticaretin önündeki teknik ve idari meseleleri de kapsadığını göstermektedir.
Tüm bu gelişmeler, Türkiye–Ermenistan normalleşmesinde diplomatik temaslara ekonomik ve teknik iş birliği arayışlarının da eşlik ettiğini ortaya koymaktadır. Ancak bu sürecin kalıcı ekonomik kazanımlara dönüşmesi, sınırın açılması, demiryolu bağlantılarının yeniden işletilmesi ve bölgesel projelerin hayata geçirilmesine bağlıdır. Dolayısıyla normalleşme, yalnızca iki ülkenin ilişkileri açısından değil, Güney Kafkasya’nın Türk dünyası ve küresel ticaret ağlarıyla bütünleşmesi bakımından da önemli bir potansiyel taşımaktadır.

