Deep Purple

by Aytaç D. Erenler

 

Ablamla 1972 yılında ilk Long Play imizi Kızılay ‘daki Yeni Karamürsel mağazasından aldık. LP, yani Albüm. Üzerine özenerek küçük bir etiketle 01 yazdık. Hayalimiz büyük bir LP koleksiyonuna ulaşmaktı. Bu ilk LP, Deep Purple ‘ın Machine Head albümüydü.

 

30 Mayısta, dünyaca ünlü efsanevi İngiliz Rock Müzik grubu Deep Purple ‘ın İstanbul’da bir konseri olacak. Seneler önceyi hatırladım. 1998, Harbiye Açık Hava ‘daki ilk konseri..

 

Deep Purple ‘ın Türkiye’de ilk konserini vereceği haberini aldığımda çok heyecanlanmıştım. Ne yapıp edip izlemeliydim. Parayı, izni halletmeliydim. Mümkün olduğu kadar yaklaşmalıydım, görmeliydim Ian Gillan ‘ı, arkadaşlarını.

 

Harbiye Açık Hava ‘da yaklaşık 5000 kişi vardı. Aralarında bir sürü arkadaşımı gördüm. Ankara’dan gelmiş olan. Konser başladı. Rüyada gibiydik efsaneleri seyrederken, dinlerken. Bir ara solist Gillan mikrofonu seyircilere tuttu. Grup durdu. Smoke on the Water ‘ı 5000 kişi söylüyordu. Gillan mikrofonlu eli havada, grup arkadaşlarına döndü ve öyle bir baktı ki.. Ben o bakışı yakaladım ve dedim ki içimden “Ya beyler böyle şok olursunuz işte. Kültür Emperyalizmi yaftalarıyla kirletilmeye çalışılsa da, sanat evrenseldir. Dünyanın ta diğer ucunda bir genç, en zor gününde sizin bir notanızla, umut dolar. Ablasıyla harçlık denkleştirip zar zor ilk albüm alır ve ilkel TurnTable da, pikap diyelim, günde 10 kere çalar.

 

E Dış Politikanın ilgisi ne bu olay ile diyeceksiniz. Açayım kalbimi..

 

Dünyanın her ülkesinde, ahlaklı olmakta ısrar eden, imkanlarının el verdiği kadar mutlu olmaya çalışan, politik soygunlardan nasibini almamış, vatanına milletine aşık, rahmetli Neşet Ertaş ile, rahmetli Zeki Müren ile duygulanan ama bir rock müziğinin sözlerinden, tanımadığı bir kültürün ferdinin dertleriyle de hüzünlenebilen, Lynrd Skynrd üyelerinin uçak kazasında ölümüne yıkılan, mütevazi yaşamlarını yüksek duygularla yaşamaya çalışan milyonlarca insan var.

 

Devletli adamların, savaş kararları, adaletsiz yaptırım kararları, güç ve varlık hırsları, etnik, kültürel, dil, din, farkı gözeten bakışları ve demeçleri, ve nihayet bunların ölümcül sonuçları en çok bu insanları harap ediyor. Devlette tanıdığı emmisi dayısı olmayan, işini hakkıyla yapıp evine ekmek götürmeye çalışırken medeni bir hayatı yaşamaya çalışan insanlar.

 

Deep Purple Türkiye’deki dostlarını 1998 e kadar bekletmemeliydi. Korkmadan gelselerdi keşke. Misyonlarını unutmamalılardı. Sanat en güzel insanları birbiriyle kucaklatır. Bul parçayı da dinle. “Sometimes I feel like screaming, Deep Purple” . Bazen kimsenin duyamadığı çığlığı içine atarsın işte. Kalbine ruhuna çiçek kokuları dolar “Soldier of Fortune” u dinlerken.  Kavuşmak çok güzel oldu ama saçlarımız ağarmaya başlamıştı. Ortanca kız kardeşimden 1 yıl sakladık Elvis Prestley ‘in öldüğünü.

 

Bu yazı da, Tel Aviv ‘de, Washington DC’ de, Londra’da, Moskova’da, Paris’te, Pekin’de ve Berlin ‘de, Dış Politika kararlarına etken odaklara mektubumuz olsun. Agresor taraf olmayın. Gelin asıl kimlerin zarar gördüğünü gene masaya yatırın.

 

 

 

Amerikan ordu mensupları, dünyanın çeşitli ülkelerindeki askeri üslerde görev yaparken, gözleri kulakları, ülkeden gelecek meşhurların programındadır. Bunlara USO Shows denir. The United Service Organizations Inc. bir kar amaçsız kuruluştur. Ordu mensupları ve ailelerinin moral takviyesi görevidir. Marilyn Monroe ’nun 1954 yılında Güney Kore ‘ye gelişi, Elvis Presley ‘in cephedeki askerlere konserleri, Aktör John Wayne ‘in ve Aktris Ann Margret ‘in 1966 da Vietnam ‘a gidişi, Robin Williams ‘ın Irak ‘taki askerlere konseri, hep aynı organizasyonun işleridir.

 

Neredeyse vodvilci diyebileceğimiz Bob Hope ‘un, en meşhur olduğu dönemde II. Dünya Savaşı sırasında cephe ziyaretleri ve sahne şovları da aynı amaç ile yapılmıştı. 1942 ‘de Alaska ‘da askerleri ziyaret için özel izin alması gerekmişti.

 

1988 ‘de Mamak Muhabere Okulunda, 8 ay kısa dönem erlik yaparken şafağa az günler kala dizimden sakatlanmıştım. GATA da tedavideydim ve gece televizyonda, İbrahim Tatlıses ‘in Atina Konserini izlemiştik. O Yunan kadınlarının “Mavi Mavi” yi gözleri yaşla dolu, bağıra bağıra söyleyiş manzaraları, seyreden biz erbaşların da gözlerini buğulamıştı. Düşmanına bile üzülebilen bir memleketin çocuklarıyız.

 

Bahsettiğim, merkezlere şunu hatırlatarak kapatalım;

 

Sadece savaşa gönderdiğiniz gençlere değil, savaştırmak istediğiniz ülkelerdeki güzel kalpli insanlara da mutluluk götürmek amacı ile kararlarınızı alın. Komşuyu gene üzerimize iteklemeyin. Yüzyıllardır iç içe yaşamış kardeşleri bölmeyin.

 

Aytaç D. Erenler