ABD Başkanı Joe Biden’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Görüşmemesinin Nedenleri

CURRENT AFFAIRS SERDAR ERDURMAZ

ABD Başkanı Joe Biden’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Görüşmemesinin Nedenleri: Türkiye ABD, NATO Tarafından Gözden Çıkarılmıştır.

Prof. Dr. Ali Serdar Erdurmaz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkan’ı Joe Biden ile görüşememesinin hayal kırıklığı muhtelif televizyon yayınlarında yapmış olduğu açıklamalarda yüzüne yansımaktadır. BM Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere 19-22 Eylül tarihlerinde ABD’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan fırsattan istifade ABD Başkanı Biden ile görüşme talebinde bulunmasına rağmen olumlu bir yanıt alarak bu görüşmeyi gerçekleştirememiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Biden’ın tavrından rahatsız olduğunu, “şimdiye kadar yönetimde olan ABD Başkanlarıyla kurmuş olduğu iyi olan ilişkiyi Başkan Biden ile kuramadığını ifade ederek, NATO üyesi olan Türkiye ile olan ilişkilerin ABD için önem ifade etmesi gerektiğini” vurgulamıştır.

Bu faaliyetin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan 22 Ekim tarihinde Rusya Devlet Başkanı Putin ile Suriye’deki son durumu görüşmek üzere Soci’de görüşmesi gündemdedir. İdlip’teki son gelişmelerin ele alınacağı toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan Başkan Putin’den daha fazla elastikiyet göstermesi konusunu gündeme getireceğini ifade etmiştir. Putin’in uzun zamandır Türkiye’nin gereksinimlerini dikkate almadan Suriye’de uygulamakta olduğu siyaset Ankara’da sıkıntı yaratmaktadır. Ankara bölgede ki yığınla sorunla birlikte bir de ittifak içinde Rusya ile çıkarlarının korunması ve güvenliğin tesisi için mücadelesini sürdürmektedir.

Suriye’de 2015 yılında Rusya’nın devreye girmesinden itibaren Ankara’nın Washington ile olan ilişkilerinde ciddi bir değişim yaşanmıştır. Washington’un PYD/YPG’i desteklemesi karşısında Ankara, Rusya ve İran ile işbirliği içinde kendi bekasına yönelik terörizm tehdidini önlemek için tedbir alma yolunu benimsemiştir. Diğer bir değişle Ankara’nın PKK uzantısı terörist örgüt olduğunda ısrar ettiği PYD/YPG ile Washington’un DEAŞ’a karşı müşterek hareket etme konusundaki kararlılığı Ankara’yı yeni bir strateji belirleyerek uygulamaya zorlamıştır. Bu çerçevede NATO üyesi olan Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini ABD ve üye ülkelerin itirazlarına rağmen sürdürme ve geliştirme siyaseti Batı’da Ankara hakkında soru işaretlerinin ortaya çıkmasına ve güven ortamının aşınmasına neden olmuştur. Her ne kadar NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in muhtelif vesilelerle Türkiye’nin önemli bir üye olduğunu belirtmesine rağmen, gerçekte ABD’nin Türkiye’nin bu siyasetini kabul etmediğini almış olduğu muhtelif yaptırımlarla görmekteyiz. Bunlardan en önemlisi ve hala etkisi sürmekte olan mesele; Rusya’dan alınan S-400 hava savunma sistemine karşı F-35 savaş uçaklarının teslimatının durdurulmasıdır.

Bunun yanı sıra ABD’nin Türkiye’nin konumuna karşı fiili birtakım tedbirler aldığını gözlemlemekteyiz. Biraz sonra açıklamaya çalışacağım bu önlemler Başkan Barack Obama döneminden önce başlamış, Donald Trump döneminde sürdürülmüş ve Biden yönetiminde de son şekline ulaşmaktadır.

ABD 2003 yılından itibaren Bulgaristan ve Romanya’da askeri üsler kurmak için çaba sarf etmekteydi. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Condoleeze Rice Bulgaristan’daki “Bezmer” ve ”Grafignatiev” havaalanları ile “Nova Selo” askeri tesislerine kendi askerlerini ve uçaklarını konuşlandırmasına ve bu alanların Amerikan üssü olarak kullanılmasına izin veren anlaşmayı imzalamıştır. Daha sonra Romanya ile imzalanan anlaşmalarla üç askeri üs elde edilmiştir. Başlangıçta bu girişimler ABD’nin Balkanlar ve Orta Doğu’ya süratle müdahalesi için uygun olan bir yerleşim gibi görülürken, sonrasında bu konseptin evrildiği ve Yunanistan’da askersiz olması gereken Dedeağaç’ta ve birtakım adalarda uluslararası anlaşmalar hilafına ABD’ne üsler tahsis edildiğinin görülmesi Washington’un Türkiye siyaseti açısından kafada soru işaretlerinin belirlenmesine yol açmaktadır.

ABD’nin Mısır, İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Katar’da üslerinin bulunması, Irak ve Suriye’de askeri varlığını sürdürmesi değerlendirildiğinde amacın ne olduğu görülmektedir. Türkiye’nin haritada gösterildiği gibi Romanya’dan başlayarak kuzey-güney istikametinde Girit adası dahil Avrupa kıtası üzerinden dışarıda bırakıldığı rahatlıkla görülmektedir. Aşağıda Mısır, İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Katar ile Irak ve Suriye’yi dikkate alırsak Türkiye kıtası İran ile birlikte Rusya Federasyonu ile bütünlük sağlayacak şekilde ayrıştırılmış durumda kalmaktadır.

Sonuç olarak bakıldığında Türkiye- NATO’nun en doğusunda bulunan Avrupa ülkelerindeki (Romanya-Bulgaristan-Yunanistan) askeri üs yapılanması ile de-facto olarak dışarıda bırakılmıştır. Bu NATO’nun sınırının Türkiye bir NATO ülkesi olmasına rağmen otomatik olarak batıya Avrupa kıtasına çekildiğinin resmini vermektedir.

Rusya’nın Ukrayna ve Beyaz Rusya üzerinden Polonya ve Baltık ülkelerine olan tehdidinin NATO’nun en büyük kaygısının ve önceliğinin olduğunu biliyoruz. ABD’nin ise, önceliğini Çin, Uzak Doğu ve Pasifik ülkelerine kaydırdığını Avusturya, İngiltere ile yapmış olduğu nükleer denizaltı anlaşması ile bir defa daha teyit ettiğini gördük.

Rusya’nın Suriye ve Libya’daki angajmanı gücünü Ukrayna ve Baltık bölgesinde toplamasına imkân vermemesi açısından NATO ve ABD’nin işine gelmektedir. Özellikle Suriye’de ortaya çıkan statik yapı ABD’nin Orta Doğu’da sorunu Rusya ve Türkiye’nin kucağına bırakarak, bölgedeki üslerle ve Irak’taki varlığıyla özellikle petrol bölgelerinde gerekli kontrolü ve güvenli yapıyı sağlamasını gerçekleştirmiştir. Rusya Suriye’de olmasına rağmen, Orta Doğu’nun kontrolü Washington’dadır. Washington’un Suriye’de inatla PYD/YPG’i desteklemesi ise, sorunun devamlılığını sağlayarak bir yandan Türkiye’yi ip üstünde tutarken, diğer taraftan Rusya’ya karşı var olma stratejisini vurgulamaktadır.

ABD’nin Saddam yönetimindeki Irak’a müdahalesinde Türkiye üzerinden askeri harekatının TBMM tarafından onaylanmadığı 1 Mart 2003 teskeresinden sonra Washington ile Ankara arasında yeşeren sorunlar yumağı Suriye’de rejim değişikliği amacıyla başlayan süreçte ABD ve Türkiye ilişkileri açısından gittikçe büyüyen sorunlar şeklinde gelişmiştir. Burada Washington’un yukarıda haritada açıkça görülmekte olan Türkiye’yi ABD dış politikası ve NATO üyesi olarak planlı dışlama operasyonunun on yıllık bir süreçte inşa edildiğine şahit olmaktayız. Halen Suriye problemi ile birlikte “değerli yalnızlığa” itilen Ankara’nın elinde nur topu gibi aşağıdaki sorunlar çözüm aramaktadır.

  1. Suriye’de rejimin değişmesi ile ilgili sorun Ankara’nın hem Başer Esad’la ve hem de ittifaklık içinde Rusya ile mücadelesini zorlamaktadır.
  2. PKK’nın uzantısı olan ve ABD tarafından inatla ekonomik ve askeri unsurlarla desteklenen PYD/YPG ile mücadele ve bu bağlamda Washington ile çatışma artan bir şekilde gündemde yerini muhafaza etmektedir.
  3. Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerinin alınması karşısında Washington tarafından F-35 savaş uçakları üzerine konulan ambargo ve muhtelif askeri yedek parçaların tedarikinin engellenmesi ile gündeme gelen örtülü yaptırımlar olarak karşımızdadır. ABD söylemlerinde artık “stratejik ortak” yerine Türkiye için “NATO üyesi” tabirini kullanmaktadır.
  4. DEAŞ ’ın Suriye ve Irak yapılanması ve Türkiye’ye sızmasının önlenmesi önem taşımaktadır
  5. Doğu Akdeniz doğal gaz sorununda AB, Yunanistan, İsrail, Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’a karşı Washington’un Ankara’ya gerekli desteği vermeyerek yalnız bırakması sorunun çözümünde Ankara aleyhine zorluklar getirmektedir.
  6. Ankara’nın İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini düzeltmek üzere ortaya koyduğu çabaların ABD desteğinden mahrum olması bu ülkelerin ilişkileri düzeltmede nazlı davranmasına ve pek istekli görünmemelerine neden olmaktadır. Washington’un baskısı ve güdüsü olmadan verimli sonuca ulaşılması zorluklar arz etmektedir.
  7. Libya’da Türkiye’nin ABD ve AB’nin gerekli desteğine sahip olamadan varlığını sürdürme zorunda kalması, burada da Rusya, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE ile karşı karşıya kalmasına yol açmakta ve mücadelede yalnızlığı getirmektedir.

Haritadan görüldüğü üzere ABD tarafından Türkiye’ye yönelik oluşturulan fiili statüko NATO’nun sınırlarının zimmi olarak Romanya, Bulgaristan, Yunanistan hattına çekilmesini (Avrupa kıtası ayrımı) gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda ABD Başkanı Joe Biden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “benim ve NATO’nun sana ihtiyacı yok. “Değerli Yalnızlığınla” yukarıda belirtilen ve ortaya çıkacak diğer sorunlarla biz olmadan kendin boğuş” mesajını vermiştir. Türkiye’nin artık bu durumun farkına varması ve gerekli dış politika hedeflerini kısa, orta ve uzun vade için belirlemesi ve sapmadan uygulamaya koyması elzemdir.