AN EVALUATION OF THE SITUATION IN THE USA BY KAAN SOYAK

New York based FPI Advisor Kaan Soyak has made an evaluation about the current developments in United States of America. The questions are asked by Ngazete. Please find below his comments;

SORU: Amerika neden Trump’ı azlediyor? Neden görevi bırakmasına bir hafta kalırken?

KAAN SOYAK: Kongre de Trump’ın azledilmesiyle ilgili oturumda hararetli konuşmalar yapıldı. Ardından 10 Cumhuriyetçinin de evet oyu kullanmasıyla toplam 232 evet oyuyla Trump’ın azledilmesi maddesi kabul edildi.

Bağlayıcı bir özelliği olmamasına rağmen bu karar,  ABD tarihinde aynı Başkanın kongre tarafından ikinci kez azledilmesiyle ilgili alınmış ilk karar olması açısından çok büyük önem taşıyor.

Psikolojik olarak da çok sağlıklı bir durumda olmadığı, uykusuz ve çok sinirli olduğu söylenen Trump’ın , günlerce önceden kendisini destekleyen internet siteleri üzerinden gecen hafta kongreyi basan destekçilerini kışkırtmaya başlaması ve kongrenin basılması öncesi destekçilerine yaptığı konuşması bardağı taşıran son damla oldu.

Başkan olduğu günden beri kendisini koşulsuz destekleyen Lindsey Graham ve Mitch McConnell gibi isimler de “artık yeter” diyerek, Kongrenin basılmasından sonra Trump ile ipleri kopardılar.

Trump ’ın 2 ana korkusu var.  Bir tanesi 2016 yılında  kazandığı  seçimlerde Rusya’nın  Trump lehine müdahil olduğu ve  Rus Oligarkların Trump iktidarına büyük miktarda  yatırım yaptığı gibi iddiaları araştıran ekibin Biden döneminde devletin en önemli kurumlarının başına teker teker gelmelerinin beklenmesi ve ikinci olarak da Ailesini de kapsayacak açılması muhtemel bir davalar zincirinin kendisini beklemesi. İşte bu yüzdendir ki Trump’dan 20 Ocak tarihine kadar yeni kışkırtıcı adımlar atması ve bunun sonucunda yeni olaylar çıkması hala ihtimal dahilinde..

ABD güvenlik birimlerinin ellerinde de bu konuda çok sayıda belge bulunmakta. Ancak, alınan bu azledilme kararının şimdilik biraz da olsa Trump’ı caydıracağı düşünülüyor.

SORU: Trump destekçilerini geçen hafta kongre baskınında gördük, Trump destekçilerini nasıl tanımlamak gerekiyor? Trump ile birlikte nasıl bir dönem bitiyor? Nasıl bir dönem başlıyor?

ABD TOPLUMU KUTUPLAŞTI, BİDEN’IN İŞİ HİÇ KOLAY OLMAYACAK

KAAN SOYAK: Trump seçimleri,  Cumhuriyetçi partinin ağır topları ve eğitimli kesiminin de destekleriyle kazanmıştı. Birçok Demokrat bile seçimlerde Trump için oy kullanmıştı. Başkanlığının  2. yılına başlarken,  Trump’da değişiklikler baş göstermeye başladı. Yanındaki yol arkadaşlarını kolay harcamaya ve göreve getirdiği saygın isimleri görevlerinden Tweet mesajlarıyla almaya başladı.

Hem ABD ordusunda Orgeneral seviyelerine gelmiş ve önemli görevlerde bulunmuş askerlerin, hem de iş veya devlet hayatında kariyerlerinin üst seviyelerinde bulunan sivillerin bir tweet mesajlarıyla görevlerinden alınmaları, ABD devlet akli tarafından pek kolay hazmedilemedi.

Trump baktı ki, Cumhuriyetçi partinin stratejik düşünen eğitimli kesimlerini kaybediyor, bunun yerine kendisine yakın Internet haber siteleri  üzerinden çoğunlukta doğru olmayan ve propaganda tarzı haberler ile  Amerika da Sosyo ekonomik açıdan daha alt düzeyde olan bölge oylarına yöneldi.

Bu kesim genellikle orduya asker olarak yazılıp Afganistan, Irak ve Suriye gibi cephelerde savaşmaya gidenlerden oluşmakta. Düşünün ki, bu ailelerde mutlaka  Amerika’nın dışında dünyanın bir diğer ucunda yapılan savaşlarda , şehit düşmüş veya gazi olarak dönmüş kişiler vardır. Bir kısmı da savaştan büyük travmalar ile geri dönmüştür.  Çoğunlukta eğitim düzeyi de düşük olan bu kişilere, Milliyetci söylem ve sloganlar ile  yaklaşıp, Temiz Vatanseverlik duygularını , bazı çıkar gruplarınca, manipülasyon aracı haline getirerek kamplaşma , şiddet ve kutuplaşma yönünde etkilemek zor olmadı.
Bunların içerisine, ABD toplumuna adapte olamamış, ve hayatından memnun olmayıp aşırı uçlarda çözüm arayan göçmenleri de   katmamız gerekiyor.  İşin ilginç yanı bu kesimlerin içinde Türkiye’yi sevmeyen, ABD’ye de tam uyum sağlayamamış biraz ortada kalmış Turk-Amerikalıların da olduğunu biliyorum.
Bir deyim vardır; Papa’dan daha fazla Katolik olmak. İşte bu kişiler Trump ’dan daha fazla Trump’cı olmuşlardır.

Trump’ın bu sosyal tabanı,  belirli sosyal medya araçları üzerinden birbirleriyle iletişimi sağlıyorlar, Trump ne derse inanıyorlar. Sonuç olarak Trump sosyolojik açıdan çok iyi bir açık buldu. Halkın milliyetçi ve muhafazakar açığını  kullanarak bugünlere geldi ve son seçimlerde de inanılmaz bir şekilde 70 milyonun üzerinde bir oy aldı ve kendisini azil surecine getiren noktaya gelindi. Bu güçlü oy tabanı Cumhuriyetçi partiyi bile bölebilir.

Bakalım önümüzdeki aylar bu konuda ne gösterecek?
Trump biliyorsunuz, devletin kurumlarını ve Parlamentoyu dikkate almayan bir yönetim tarzını destekledi. Bu düşüncesine karşı çıkanları da teker teker görevden aldı ve anayasaya bağlılık yerine,  kendisine bağlılığı ön plana çıkarmaya calıştı. Kızını uzun bir süre Pence’in yerine başkan yardımcısı yapmak istedi. Pence ile yaşadığı ilk gerginliğin kaynağı buydu. Damadını Orta Doğu’daki kazançlı işlere yönetti, iki oğlunu da bakanlıkların kazançlı islerine yöneltmeye çalıştı.  Karşı çıkanları dinlemedi ve görevlerinden azletti. Bu da tabi ki ABD’nin devlet yönetim sistemi ve anayasasıyla uyuşmadı. Trump elinden geldiğince zorlamaya çalıştı ama bir türlü tam olarak istediğini yapamadı.

Tabi gecen bu 4 yıl süre içinde  devletin kurumlarının dengeleri de bozuldu. İşte Trump sonrası dönemde tüm bu dengelerin yeniden yerlerine oturtulması gerekiyor ve bu hiç de kolay olmayacak.

Sonuç olarak, ABD toplumunda kutuplaşma çok tehlikeli boyutlara ulaştı. Bu kutuplaşmanın önüne geçilmesi gerekiyor. Kısaca Biden’in işi hiç de kolay olmayacak.

SORU: Biden ile Türkiye- ABD ilişkilerini nasıl bir iklim bekliyor?,  Türkiye, ABD ilişkilerinde nasıl bir dönem başlıyor? Türkiye nasıl bir tutum sergilemeli?

ABD VE TÜRKİYE ARASINDA ÇOK SAYIDA FİKİR AYRILIĞI VAR

KAAN SOYAK: ABD ve Türkiye arasında bugün itibarıyla çok sayıda fikir ayrılıkları var. Bunların bir çoğu Trump ve ABD devlet politikası arasındaki farklılıklardan da kaynaklandı. Trump’ın birçok yerde Türkiye’yi yanlış yönlendirdiği Biden’a yakın ekip tarafından çeşitli yerlerde dillendirildi.

Washington’da birçok yerde Trump’in S-400 ler veya Suriye konularında Türkiye’yi yanlış yönlendirip arkası dolu olmayan sözler verdiği konuşuluyor.

İşte tüm bu farklılıklar , Biden döneminde çok daha eğitimli, Devlet akli ile hareket eden yetkililer ve kurumlar tarafından ele alınacaktır. Gerçek ABD devlet aklı Türkiye ile muhatap olacaktır.

Ikili ilişkilerdeki bütün bu olumsuzluklara rağmen,  avantaj,  Biden’in Türkiye’yi çok yakından tanıyan ve Türkiye’nin önemini çok iyi bilen bir lider olması. Biden dönemi ile Türk-ABD ilişkileri çok farklı ve çok daha iyi yerlere gelebilir. Öncelikle her iki tarafında kırmızı çizgilerini açıklıkla masaya yatırması ve karşılıklı şeffaf şekilde konuşmaları gerekiyor. Aradaki farklılıkların  güvenilir ve etkin “back channel” yöntemleriyle resmi kişilerin olmadığı ortamlarda da rahatlıkla konuşulması gerekiyor.

Hatta bu tür ilişkilerin teşvik edilmesi gerekiyor. Ankara’da ABD-Türkiye ilişkilerini kim elinde tutacak rekabetinin derhal bitmesi gerekiyor. En büyük zararı Türkler birbirine veriyorlar. Her türlü konunun Washington’daki Büyükelçilik bilgisi dahilinde yürümesi gerekiyor. Büyükelçi bazı toplantılara bizzat  katılır veya katılmaz  ancak mutlaka bilgisi dahilinde olması gerekiyor. Elimde yetki var, Türkiye’de de şu kişiye veya bu kişiye yakınım  diyen her kişinin Washington sokaklarında dolaşması ABD tarafından yanlış anlaşılıyor. Kaldı ki, bu tür seyahatler geçmişte kayıt altına alınıp bir çok kişinin bu konuda sorunlar yaşadığı biliniyor. Bunlar dikkat etmemiz gereken çok önemli noktalar ve bu konularda hata yapılmaması gerekiyor.

ABD’nin kendi çıkarları var, bunlar daha global çıkarlar, Türkiye’nin de kendi çıkarları var ve Türkiye bölgesinde güçlü bir ülke. Ben Biden dönemiyle beraber ABD ve Türkiye arasında yepyeni bir sayfanın açılabileceğine inanıyorum. Her iki tarafta bu fırsatı iyi değerlendirmeli düşüncesindeyim.

SORU: ABD’deki değişim dünyada nasıl bir kelebek etkisi yaratır? 

KAAN SOYAK: Bu konuda şimdiden bir kısım hareketlenmeler görünmekte. Trump usulü   Başbakan veya başkanlık ile yönetilen yerleri zor günlerin beklediği konuşulmakta.

Örneğin Israil’de Netanyahu’yu zorlu bir seçim bekliyor. Muhafazakar Musevi oyları kontrol eden Netanyahu’nun karşısında artık liberallerin de olduğu güçlü bir blok var ve 2021’de kendisini zorlu bir seçim beklemekte. Benzer şekilde Birleşik Arap Emirlikleri de hemen, Demokratlara yakınlığıyla bilinen Katar yönetimiyle masaya oturdu ve anlaştı . Suudilerde onları izledi. Ingiltere’de Boris Johnson durumunu iyice değerlendirmeye ve hata yapmamaya çalışıyor. Gelişmeleri yakınen izliyor.  İtalya’da Geleneksel muhafazakar katolik kurumlar durumu değerlendirmeye başladılar. Cizvit Katolikler ise şimdilik daha rahat çünkü Demokrat ve Liberal düşüncelere daha yakınlar. Rusya ve Azerbaijan’da huzursuzlukların  olduğu ve “back channel” ilişkileri arayışlarına başladıkları duyuluyor. Ermeni diasporasiyla daha yakın ilişkileri olan Demokratlar ile Azerilerin bir orta yol bulmaları gerekiyor.

Ayni şekilde Rusya’da Putin özellikle tüm hesaplarını yeniden gözden geçirmekte. Çünkü Biden yönetiminde önemli pozisyonlara gelen kişilerin çoğunluğu 2016 seçimlerinde Rusya’nın ABD seçimlerine karışmasını araştıran Rusya uzmanı  kişilerden oluşuyor.  Ayrıca ABD-Birleşmis Milletler, ABD-NATO, ABD-AB ilişkileri de eski düzeylerine en kısa sürede çıkartılacak. ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü ve iklim değişmesiyle ilgili Trump’ın kararıyla çıktığı tüm kurumlara geri dönmesi planlanıyor.

Biden yönetimi Milliyetçi ve ırkçı söylemleri sevmeyen kişilerden oluşuyor. Diplomasi, diyalog, ortak ekonomik çıkarların  bulunması gibi başlıklar ön planda olacak.

Bu donemde Dünya üzerinde önem kazanacak kavramlar olarak, entegrasyon , bölgelerin,  ülkelerin birbirleri ile karşılıklı çıkar ve bağlılıkları ( Interdependency) görülebilir..
SORU:  Yakın dönemdeki ABD-Türkiye arasındaki en önemli problem nedir?   Bu konuda ne yapılmalıdır?

KAAN SOYAK: Öncelikli görülen problem, CAATSA isimli yaptırım kararıdır. Her ne kadar en düşük seviyede uygulanmaya başladıysa da, bu kararın ortadan kaldırılması ikili ilişkilerde en önemli başlama noktası olabilir. Bu yaptırım neden geldi, S-400 lerden dolayı geldi. Hiç kimse Türkiye’nin bu alımın doğru olup olmadığını tartışmamalı. Tam tersine bu alımın NATO sistemlerine söylendiği gibi sakıncası var mıdır, varsa ortaklaşa nasıl bir çözüm bulunabilir, tüm bu konular masaya yatırılmalı ve samimiyetle ele alınarak çözülmelidir. Basın üzerinden problemlerin konuşulmasının önüne geçilmelidir. Demokratlar ülke liderlerinin zaman zaman iç siyasetleri gereğince sert demeçler vermeleri gerektiğini bilirler ve anlayışla karşılarlar ama bunun daha önce kullanılan yöntemler ile yapılmasının daha doğru olduğunu düşünürler. Demokratlar basın üzerinden yapılan tekliflerden ve görüş alış verişlerinden hoşlanmazlar. Masada diyalog yöntemi ile her şeyin konuşulmasını isterler.  Türkiye’nin askeri konularda askeri back channel oluşturması çok yerinde olabilir.

Sivil konularda ise konunun ne olduğuna bağlı olarak uzman ekiplerin oluşturulması görüşmelerin çok daha etkin olmasını sağlar. Demokratlar bir de diyaloglarda  Milliyetçi tavırlarin öne çıkartılmasından ziyade  ülkelerin karşılıklı ekonomik çıkarlarının da ön planda olmasına önem verirler.

SORU: Türkiye yeni dünya düzeninde Amerika’ya bağımlı olmak yerine;  bağımsız,  herkes ile işbirliği yapabilme yeteneğine sahip olmayı seçti. Ki dünya da artık tek kutuplu değil. Mesela Çin, Asya Birliği, Türk Birliği gibi seçenekler de var artık.  Peki Amerika hala kendisini tek güç olarak mı görüyor? 

ÇİN ABD İLE SESSİZCE YENİ İLİŞKİ ARAMAKTA

KAAN SOYAK: ABD’nin kendisini tek bir güç olarak görme iddiasını duymadım.  Bu sanırım Amerika dışında dillendirilen bir söylem.  ABD’nin kendi çıkarları var, onları planlayıp uyguluyor. Burada saydığınız  ülke ve bölgelerin hepsi dışarıya bağımsız söylemler verirlerken bile su anda  Washington’da sessizce yeni ilişkiler aramakta. Örneğin Çin, su anda hem Demokratlara çok yakın,  Cizvit katolikleri ile ve hem de istihbarat ve devlet yapısı son derece stratejik olan Vatikan ile yakın çalışmaya başladı.

Cizvit Katolikleri ile Çin arasındaki ilişkiler,  1552 yılına kadar gider ve özel bir tarihi ilişkileri vardır. Yaklaşık 10 milyon katolik Çin’de yaşar ve Çin’deki Kiliselerin papazları bile Vatikan’ın onayıyla seçilir. Türki Cumhuriyetleri su sıralarda Washington’da güçlü  ilişkiler aramakta. Bu Türki Cumhuriyetleri Trump döneminde Rusya üzerinden Trump ile bağlantıları kurmaya çalışıyorlardı.  Şimdi ise kendi başlarına arayışlarını sürdürmekteler. Rusya ‘da da yönetimin Washington ile derin ilişki arayışları başladı. Bu konu en çok rekabet edilen konuların başında geliyor. ABD de Rusya ilişkilerini , Rusya’da da ABD ile ilişkileri elinde tutmak son derece önemli ve stratejik.

Aslında bütün bu ülkeler ve bölgeler bağımsız görünüyorlar ama bir de işlerin perde arkaları var.. Bir yandan siyasi işbirliği yolları aranırken diğer  yandan da ekonomik rekabet  sürecek mi?  Tabii ki evet. Örneğin Afrika’da Türk inşaat firmalarını sokmamak için Çin elinden geleni yapmaya devam edecektir. Türk Müteahhitler Birliği de bu konuda Japon Müteahhitler Birliği ve ABD ihalelerini alan ABD firmalarıyla işbirliğine girerek büyük işler alabilecektir. Libya’da yeni Biden yönetimiyle işbirliği yapacak bir Türkiye’nin ekonomik kazanımları çok daha fazla olabilir.

SORU:Biden politikaları bölgeye özellikle Ortadoğu’ya nasıl bir yeni dönem getirecek? Neler değişir? Nasıl değişir? Türkiye’ye bu noktada nasıl bir bakış açısı var?

KAAN SOYAK: Biden yönetiminin öncelikle Filistin konularına daha duyarlı kişilerden oluşması bekleniyor. Trump dönemindeki Filistinlilerin yok sayıldığı dönemin bittiğini  düşünüyorum. Bu konuda Biden yönetimi ile Türkiye arasında işbirliği yapılabilir. Hatta bu işbirliğinin içerisine daha ılımlı bir İsrail ve Doğu Akdeniz’in diğer ülkeleri de katılabilirler. Trump kendi döneminde Kıbrıs, Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Libya gibi ülkeler ile ilgilenmiyordu. Biden yönetimi tam tersine yakinen ilgilenecek. Sert ve milliyetçi söylemlerin halklara ekonomik getirisi olmadığını gören eğitimli Biden ekibi,  öncelikle halkların ekonomilerinin ve refahlarının on planda olduğu bir yaklaşımı masaya getirmeyi isteyecektir. Tabi ki Biden yönetiminin önünde ABD de de büyük sorunları vardır, özelikle ilk 6 ayda kendi iç işleriyle de çok meşgul olacak  Biden yönetimine, bölgenin uzmanı olan Türkiye bölgesel konularda yardımcı olmaya başlarsa bunun Türkiye’nin ekonomik çıkarlarına yardımcı olacağı kanısındayım. Örneğin Suriye ve Irak ‘taki Kürt guruplarıyla ekonomik alanda çalışmalar başlatan bir Türkiye’nin, Biden yönetiminin elini bir hayli rahatlatacağı düşünülüyor. Kafkaslarda Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ‘ı da içine alan bir büyük ekonomik açılım başlatacak bir Türkiye , Biden yönetiminden bu konuda çok destek görecektir düşüncesindeyim. Demokratlar ile yakın olan Ermeni Diasporasının Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ya turistik amaçlı gezileri teşvik edilebilir.  Azerbaycan’ın son savaş sonrası varılan anlaşma dahilinde tüm işgal altındaki topraklarını geri alması, Türkiye -Ermenistan sınırının kapalı  kalması sebebini de ortadan kaldırdığı için , bu gibi adımlar,  hem dış politikada Türkiye’nin Bölge dahilinde olumlu bir açılımı,  hem de Bölgenin entegrasyonu ve sosyo ekonomik kalkınması  için çok yararlı bir adimi olarak algılanabilir.  Azerbaycan yeni Biden döneminde çok daha yumuşak bir siyaset izleyeceği izlenimini vermeye başladı bile. İşte bu noktada Türkiye Kafkaslardaki ekonomik açılıma öncülük edebilir.
Biden yönetimi ile İran arasında ilişkiler çok daha iyi olacaktır. Yaptırımlardan kurtulma şansı olan bir Iran ile ekonomik açılımlar en çok Türkiye’ye yarayabilir.

SORU: Erdoğan- Biden ilişkileri de Trump-Erdoğan dostluğu kadar sıkı olur mu?

KAAN SOYAK: Neden olmasın? Tabi ki olur ve içi daha da dolu bir ilişki olur. Ancak bunun için söylemlerin ve siyasetlerin karşılıklı yeniden gözden geçirilmesi ve daha uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Biden yönetimini iyi tanıyanların hep söyledikleri, Milliyetçi sert söylemli kişiler ile Biden yönetimi arasında iyi bir ilişki kurulmasının çok zor olduğu yönündedir. Biden yönetiminin,  Türkiye’nin tüm komşu ülkeleri ve halklarıyla ekonomik işbirliklerini geliştirme çabalarını destekleyeceğini düşünüyorum. Tabi ki, bunları yaparken Türkiye’nin gelişmesini istemeyen kesimler sert söylemlerin devamını isteyebilirler. Ama Demokratlar inanıyor ki,  Türkiye çok kolaylıkla yalnızca kendi halkına değil ama kendi bölgesindeki tüm ülkelerin halklarının eğitim, ekonomi ve sağlık konularının gelişmesi için işbirliklerine öncülük edebilir.
Biden hem Türkiye’yi hem de Erdoğan’ı yakinen tanıyan bir lider. Büyük bir açılıma hazır olduğunu düşünüyorum. Bu ilişkide kimlerin görev alacağı ve kurulan kanalların içeriklerinin neler olacağı çok önemli. Her şeyi Biden yönetiminden beklemek yerine, Türkiye’de kendi ekiplerini iyi eğitimli kişiler arasından belirlemeli ve bu ekipler hazır hale gelmelidir.

KAAN SOYAK KİMDİR?

1997’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in talebiyle Türk-Ermeni ilişkilerinin gelişmesi için çalışmalara başladı. Türkiye ve Ermenistan ile Türkiye ve Ermeni Diasporasındaki çalışmaları yürüttü ve halen de yürütmekte. Bu arada bu çalışmalarda 10 yıl Ahmet Ertegün ile birlikte nerdeyse günlük bazda çalışmalar yaptı.
Birlikte uzlaşamayan ülkelerde halkların birbirleriyle bir araya gelmeleri üzerinde birlikte çalıştılar. 1997-1998 yıllarında Ahmet Ertegün ile ikili toplum ilişkilerinin yumuşatılması  hedeflenen çalışmalarda kültürel, müzik, spor vs alanlarda bir çok çalışma başlatıldı.  Bu çalışmalar raporlar haline getirildi ve  “Kamu Diplomasisi” çalışmalarına  çevrildi ve bu çalışmalar baz alınarak ABD Dış İşleri Bakanlığı’nda 1999 yılında Kamu Diplomasisi bölümü oluşturuldu.
Soyak, daha sonra Ertegün ile birlikte Türk-ABD, Türk-Yunan, Türk-İsrail ilişkilerinin yakınlaşması çalışmaları yaptı. Bu arada Ertegün ile birlikte ABD devlet aklı ile de yakın çalışmalar içine girdi. ABD’de şu anda Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki güvenilir “backchannel “  iletişim kanallardan birisi olarak da tanınıyor.
Şu sıralarda da Dıs Politika Enstitüsü Başkanına Uluslararası konularında danışmanlık yapıyor.

Visits: 188

ABD Seçimleri Yeni Dönemi Nasıl Şekillendirecek? N Gazete Sordu Kaan Soyak Cevapladı Kaynak: ABD Seçimleri Yeni Dönemi Nasıl Şekillendirecek? N Gazete Sordu Kaan Soyak Cevapladı

1997’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in talebiyle Türk-Ermeni ilişkilerinin gelişmesi için çalışmalara başladı. Türkiye ve Ermenistan ile Türkiye ve Ermeni Diasporasındaki çalışmaları yürüttü ve halen de yürütmekte. Bu arada bu çalışmalarda 10 yıl Ahmet Ertegün ile birlikte nerdeyse günlük bazda çalışmalar yaptı. Birlikte uzlaşamayan ülkelerde halkların birbirleriyle bir araya gelmeleri üzerinde birlikte çalıştılar. 1997-1998 yıllarında Ahmet Ertegün ile ikili toplum ilişkilerinin yumuşatılması  hedeflenen çalışmalarda kültürel, müzik, spor vs alanlarda bir çok çalışma başlatıldı.  Bu çalışmalar raporlar haline getirildi ve  “Kamu Diplomasisi” çalışmalarına  çevrildi ve bu çalışmalar baz alınarak ABD Dış İşleri Bakanlığı’nda 1999 yılında Kamu Diplomasisi bölümü oluşturuldu.Soyak, daha sonra Ertegün ile birlikte Turk-ABD, Türk-Yunan, Turk-İsrail iliskilerinin yakınlaşması çalışmaları yaptı. Bu arada Ertegün ile birlikte ABD devlet akli ile de yakın çalışmalar içine girdi. ABD’de su anda Demokratlar ile Cumhuriyetciler arasındaki güvenilir “backchannel “  iletişim kanallardan birisi olarak da tanınıyor. Su sıralarda da Dis Politika Enstitusu başkanına Uluslararasi konularında danismanlik yapıyor. 1. ABD seçimleri bu kez, sadece ABD seçimleri değil. Neden?ABD seçimleri bu sefer, global muhafazakar sermaye ile global liberal sermayenin ABD üzerinden birbiriyle yarışmasına döndü. Bu yüzden nerdeyse dünya seçimleri haline döndü.Örnek verirsek, tüm mevcut dinlerin içindeki muhafazakarlar ve muhafazakar sermaye kesimine karşı liberaller ile liberal sermaye kesimi seçim mücadelesine döndü.  Bu kesin ayırım kendini Vatikan’da da gösterdi. Bu konuda elimizde çok detaylı bilgiler var, ama detaya şu anda girmek istemiyorum. Dünyada liberal devlet aklini temsil eden kurumların ve buna bağlı devlet adamlarının Global etik yapının bozulmaya başlamasıyla birlikte itibarlarını kaybetmeye başlaması Trump’ın 2016 yılında seçilmesini de kolaylaştırdı. 2016 ABD seçim döneminde global etik yapının bozulmasının  sosyal medyada yer almaya başlaması, bu sosyal medyadan en çok etkilenen “eğitimsiz beyaz oyların” vatansever duygularını harekete geçirilmesi ile birlikte en uygun aday olan Trump ile bir zafere döndü.Bugün itibariyle bu kesim bir tabana oturdu ve bundan sonra da bu tabanın sesini duymaya devam edeceğiz. Peki bu mucadele bitecek mi? Tabi ki hayır. Önümüzdeki yıllarda bu mücadele çeşitli değişik platformlarda sürerek devam edecek ve yine ABD bu mücadelenin görünen sahası olarak kalacak. Diğer bir deyimle, bundan sonra ABD seçimleri adi altında dünya seçimlerine tanık olacağımızı düşünüyorum. . 2. ABD’de genel tahammüle göre başkanlar genelde iki dönemi tamamlarlar. Bu kez Trump’ta bu olmadı. Üstelik de Trump’ın güçlü iddiasına rağmen. Sizce sebepleri ne?Cok doğru, ABD’de genelde başkanlara ikinci donem verilir, halk bunu başkana verilmiş bir hak olarak görür.  Ancak bu sefer Trumpyönetim sekliyle yalnızca ABD içinde değil ama dış dünyada da çok tepki gördü.  Birçok eğitimli Cumhuriyetcinin de tepkisini aldı. . Yanından eğitimli Cumhuriyetciler ayrıldıkca, yerini vatansever sloganlarla yüklü eğitimsiz kitleler aldı, Trump’inTanri tarafından seçildiğine inanan hristiyan kitleler,  yanlarına şu ana kadar hiç oy kullanmamış ABD’nin en cahil diyebileceğimiz kesimlerini de sosyal medya ile yanlarına aldılar, ve sonuçta tek adamlığa oynadı.  Birçok eğitimli Cumhuriyetci parti ağır topuTrump’a mesafe koydular. Trumpda bunlara karşı tavıralmayi tercih etti. En büyük dersi de Arizona seçimlerinde adeta Arizona ile bütünleşmiş efsane isim John McCain gibi bir kişiye karşı aldığı tavır ile buradaki oyların bile Biden’a gitmesine neden oldu. Yanında hiç bir danışmanı veya deneyimli siyasetçiyi bırakmadı, kalanları dinlemedi.  Ama unutmayalım ki, Trump çirkin oyunların ustası. Secim sonuçları her ne kadar açıklanmış olsa da,  her ne kadar damadı Kushner’de yenilgiyi kabul etmeliyiz dese de, tavsiyem, yine de bir açık kapı bırakmak olacaktır. Bu seçimi aslında Biden ve Demokratlar kazanmadi, Cumhuriyetçiler de kaybetmedi ama Trump hataları yüzünden kaybetti demek daha doğru olur.  Aslında ben bu yılın başında Trump’in tüm bu dezavantajlarına rağmen 2020 seçimlerini kolayca alacağını düşünüyordum, ne zamana kadar? Covid-19 başlayana kadar. Işte bu Pandemic olmasaydı, birçok kişinin görüşü ikinci 4 yıllık dönemi nerdeyse garantiydi. Ancak Pandemi beklenmedik bir zamanda ortaya çıktı ve beklemediği bir şekilde ABD toplumuna büyük zarar verdi. Hazırlıksız yakalandı diyebiliriz. Halkın önemli bir bölümü ABD’nin itibarını düşürecek şekilde başarısız bir pandemi  yönetimi sergilendiği görüşünde. Birçok kişiye göre de son günlerde kendi bilim ekibini seçildikten sonra kovacağını miting’lerde açıklaması da yenilgisinin önemli nedenlerinden birisi.  3. Türkiye seçim sonuçlarında Trump’ın kazanmasına kilitlenmişti. Herkes Trump’ın kazanması Türkiye için çok önemli diyordu. Biden’ın kazanmasını kıyamet senaryosu sayıyorlardı. Ve Biden kazandı. Kıyamet geldi mi?Trump tabi ki Türkiye için çok önemliydi. Somut bir katkısı oldu mu bunu bilemiyorum ama Türkiye’nin aleyhine olabilecek birçok sureci yavaslattığını veya geciktirdiğini biliyorum. Türkiye, Trump ile  Ağustos 2016 da cok değerli bir başdanısman aracılığıyla ilk iliskisini kuran ülkelerin başında yer aldı. Simdi Biden kazandı, kıyamet geldi mi? Tabi ki kıyamet gelmedi.. Türkiye’deki TV açık oturumlarında böyle söylemlerin her kesim tarafından dillendirildiğini  duymaktayım. Gerçeği yansıtmadığı için pek önem verilmemesi gerektiğine inanıyorum.  Tam tersi olumlu düşünmek gerekiyor. Eğer yeni durumu akilli değerlendirebilirsek bu bir fırsata dönüşebilir aslında. ABD tek bir liderin kararıyla yönetilen bir ülke değil. Öncelikle bunu bilmemiz gerekiyor. Kurumların önemi var. Trump’ın Türkiye için en fazla yapabildiği,  ABD devlet aklinin karara vardığı ve uygulanması beklenen Türkiye aleyhine olabilecek kararların geciktirilmesiydi. Bu da önemli ancak, yeterli değil. Türkiye olarak sorunlarımızın çözümünde ABD devlet aklıyla çalışmalar başlatmalıyız. Geçici ve geciktirici çözüm donemi bitti.   4.Türkiye-ABD ilişkilerinde son durum nedir? Biden ile nasıl bir gelişme olur?Türkiye ile ABD arasında bir çok konuda görüş ayrılıkları mevcut. Bu görüş ayrılıklarının Biden’in baskanliği döneminde devlet kurumları arasında gerekli derinlikte hukuka dayalı çözüm odaklı ortak toplantılar ile masaya yatırılması gerekiyor. Bunlar yapılırken de seçilecek bir “backchannel” üzerinden tüm bu konularda asil kararların önceden birlikte oluşturulması gerekiyor. Biden bu şekilde çalışma düşüncesine sahip. Biden, Obama döneminde birçok kritik konuda çalışmalarını arka planda non-paper yöntemiyle yaptı. Biden ayrıca devlet akli ve kurumlarına önem veren bir kişi. Şimdiden güçlü bir ekip ile kurumların bozulan itibarlarının tamirine başlayacağını yakın çevresine söyledi. Dünya liderlerinin kendisiyle telefon ile veya yüz yüze görüşmelerinden  çok devletler arası kurumlar aracılığıyla çalışma ekipleri oluşturalım sorunları karsılıklı uzlaşarak çözüme ulaştırmaya calısalım diye düşünüyor.    5.Erdoğan ve Trump dostluğunu bilmeyen yok. Uzun zamandır da Türkiye- ABD ilişkilerinin yerini iki başkanın ilişkileri almıştı.  Biden-Erdoğan ilişkileri nasıl gelişir?Iki lider arasındaki bu dostluk tabi ki son derece önemliydi. Ancak ABD’nin yönetim seklinde başkanın yetkileri cok kısıtlı. Dolayısıyla ABD başkanlarıyla kurulan dostluklar çok somut sonuçlar doğurmaz, eğer iliskiler kurumlar arasında iyiyse, ABD başkanıyla dostluk bunun üzerine çok daha verimli hale gelir. Simdi Biden seçildi. Biden ile Erdoğan arasındaki iliskinin ayni şekilde son derece dostane süreceğini düşünüyorum. Biden hem Türkiye’yi hem de Erdoğan’ı yakınen tanıyan ve Erdoğan’ınyapısını çok iyi bilen bir kişi. Eminim iki ülke arasındaki farklılıkların düzelmesi için liderler arasındaki özel görüşmelere ek olarak paralelde kurumlar ve güvendikleri kanallar üzerinden de calışmalar başlatılmasını teşvik edecektir. Trump ile Biden arasında çalışma sekli acısından büyük bir fark var. Trump kendisinden bir şey talep edildiğinde ABD devletinin isleme tarzını dikkate almadan hallederim, bakalım deyip erteleyen bir kisiliğe sahip. Biden ise ABD kanunlarını çok iyi bildiği ve Baskanın tek başına halledemiyeceği konuları cok iyi bildiği icin sorunların gerekli devlet kurumları üzerinden görüşmeler üzerinden çözüme ulastırılmasını tercih edecektir. Türkiye’nin bu aşamada Trump zamanında ABD’de calıstığı ekipten daha farklı ABD devlet akli yapısını iyi bilen bir ekip ile yoluna devam etmesi daha iyi olur kanısındayım.  6-Biden kazandığına göre, özellikle Rusya-ABD ve Türkiye-ABD ilişkileri nasıl bir değişim ve gelişim gösterir?Biden’in kazanmasıyla birlikte, ABD’nin Rusya politikasında değisiklikler bekleniyor. Obama-Biden yönetimi hatırlarsınız hiç bir zaman Rusya’nin Kırım’ın bir bölümünü ele geçirmesini kabul etmemişti ve bu konuda Ukrayna’nin yanında yer almıslardı ve birçok Rus kurum ve işadamına  yaptırımlar gelmişti. Bu siyasetin artarak devam edeceği bekleniyor.İkinci konu, 2016’da Rusya’nın ABD seçimlerine karışmasıyla ilgili iddialar ile ve olduğu söylenen belgeler ile bekletilen dosyanın çok detaylı açılacağını ve Trump-Rusya bağlantılarının olup olmadığı konularının yeniden ele alınacağını düşünmekteyim. Putin’in ise yaptırımlar altında gittikçe kötüye giden Rus ekonomisiyle nasıl başedeceği ve böylesine bir mücadele ye ne kadar dayanacağı soru işareti. Yakın cevresinde yaptırım altındaki isadamlarının yaptırımlarını Trump ile olan dostluğuna dayanarak çözüme ulastiracağina inanması ama sonunda cözülememesi ile ilgili eleştiriler almakta.Su anda trilyon dolar üzerinde para yaptırımlar altındaki oligarch’larin üzerinde ve dondurulmuş durumda, uluslararası ticarette kullanılamıyor. Bu konuda Putin’in üzerindeki baskı gittikçe artacak ve Putin’i zor günlerin beklediği düşünülüyor.  Türk-ABD iliskilerinde ise aradaki ana sorunların masaya yatırılması bekleniyor. Sorunların ele alınıp çözülmesine dayalı yeni bir 4 yılın baslayacağı düşünülüyor. Türkiye’nin yepyeni bir ekip ile Beyaz Saray hamlesine başlamasını tavsiye ederim.  7. Trump’ın Rus oligarklarla olan yakın ticari ilişkileri, Türkiye’nin Halkbank davasını nasıl günler bekliyor?Trump’in Rus oligarchlariyla ilgili dosyası  çok geniş detayına burada girmek çok zor. Ancak kısaca sunu söylemekte yerinde olur ki, Rusya’da en tepede her birinde 70-100 milyar dolar olan 10 civarında büyük Oligarch, ve  30-40 civarında 20-30 milyar dolarlık küçük oligarchlarin olduğu söyleniyor. Bir coğunda hem Guney Kıbrıs hem de İsrail pasaportu da olan bu Oligarchlarin coğunluğu yaptırım altında ve Rusya, Ukrayna veya Orta Asya ülkelerinin dısına cikmalari bile sakıncalı, adeta paralarıyla ülkelerinde hapis hayatı yasamaktalar. Bu oligarch’lar, Trump’in yakın çevresine büyük paralar ödeyerek hukuki davalarından kurtulacaklarına inandılar. Aynen Rusya gibi zannederek, Trump’in bir telefonu ile Adalet bakanı üzerinden mahkemelere baskı yaparak hukuki davaların yok edileceği sözleri kendilerine verildi. Tabi hiç biri gerçekleşmedi. Yalnızca bolca para Amerikalı avukatlara ödediler. Bu oligarch’lara ABD devlet akli yapısını bilenler aman avukatlara para ödemeyin, bu paralarınız boşa gider, çözümler baksa şekilde olmalı  diyenlere de Oligarch’larinanmadılar . . Sonuçta büyük miktarlarda paralar sonuç getirmedi. ABD de biliyorsunuz adalet mekanizması değişik isliyor. Simdi secimi Biden kazandı, önünde hukuki davası olan Oligarch’larin önlerinde Trump’dan af alabilmek için az zamanları kaldı. İste simdi bu çalışmalar başlayacak. Halkbank davası dosyası ise SDNY mahkemesinin görev alanında ve bekletiliyor. Bu dosyada henüz açıklanmayan çok detay olduğu konuşuluyor. SDNY mahkemesinin ABD Adalet bakanlığı ile ast üst ilişkisi yok. ABD Adalet bakanının bu mahkemeye karar verdirme yetkisi yok. Bu konuda da mahkeme ile ilişkili bazı girişimlerin yapıldığı, hatta Halkbank ile gayri resmî kanal üzerinden konuşma yolunun denendiği ama dikkate alınmadığı konuşuluyor. Simdi Biden başkan olmasıyla ve bu dava dosyasının bekletilme döneminin bitmesi ve davaya tüm ciddiyetiyle devam edilmesi bekleniyor. Türkiye su aşamada ne yapmalı diye sorarsanız, derhal ilk mahkeme teklifini getiren kanallar aranıp bu dava dosyasının ele alınması sağlanmalı.  8. Bir başka yoruma göre; ‘ABD seçimlerini küreselciler kazandı yani devletler kaybetti, şirketler kazandı’ yorumuna ne dersiniz?Doğru bir yorum olabilir. Cumhuriyetçiler, ABD seçimlerinde küreselcilere karşı mücadele verildiğine inanıyorlardı. Demokratik partiyi bu küreselcilerin bir uzantısı olarak görmektelerdi. Bu düşünceye göre ABD seçimlerini liberal küreselciler ve liberal sermaye şirketleri kazandı denmekte. Devletler derken devletlerin içinde de devletler çıkmasını ve birlikteliklerin bozulmasını da planlamaktalardı. İlk adım İngiltere’nin AB den ayrılması, sonra AB’nin bölünmesi, sonra ulkelerde kutuplaşmaların oluşması, örnegin İtalya, Fransa, Avusturya da başlayan calışmalar. Gelecekte Almanya’nin katolik ve Protestan olarak ikiye bölünmesi düşüncesi vs gibi konular muhafazakar kesimin konuşmaları arasında yer almaktaydı. Biden’in kazanması ile tüm bu çalısmaların ertelenmesi söz konusu. Biden’in kazanmasıyla birlikte AB şimdiden yeniden bir araya gelip ortak kararlar alma yoluna ağırlık verecektir. Ayrılıkçı partilerin yerine birleştirici partiler on plana çıkacaklardır.  9.İlk kez 70 yaş üstü iki aday ABD Başkanlığı için yarıştı. Biz biliyoruz ki , ABD’de esas adamlar başkan yardımcılarıdır. Kamala Harris için de özel biri olduğu ve çok stratejik olarak seçildiği söyleniyor. Ne dersiniz? Ki, Biden’ın kampanyası boyunca da Harris-Biden kampanyası şeklinde lanse edilmesi dikkatlerden kaçmadı.Kamala Harris çok özel seçilmiş birisi. Etik düzeyi ve eğitim düzeyi çok yüksek. Birleştirici özelliği var. Azınlık psikolojisini bizzat yasadığından dolayı azınlık problemlerine hakim bir kisi. Türkiye’nin kendisiyle ve özellikle ekibiyle çok özel stratejik boyutta, yepyeni bir ekip oluşturarak ilişki geliştirilmesi gerekiyor. Bugüne kadar iki ülke ilişkilerine soyunan kisilerin ortaya somut bir basari getirmediğini bilen Kamala Harris ve ekibinin yine ayni kisileri karsılarında görmek istemediklerini düşünüyorum. Biden’in en kısa surede Kamala Harris’e cok önemli görevleri yükleyip büyük sorumluluklar vereceği konuşuluyor. Aslında Kamala’nin Biden’in çevresindeki iyi eğitimli kesim ile şimdiden ortak akil çerçevesinde calışmalar yaptığı da biliniyor. Her ikisinin de ilk olarak Covid-19 konusunun çözüme ulastırılması için özel bir ekip olusturacaklarını düşünüyorum. Daha sonra da ABD-AB iliskilerinin iyileştirilmesi. Dunya Sağlık Örgütü ve Iklim değisikliği ile ilgili Trump’ın cıktığı uluslararası kurumlara yeniden girilmesi ilk atılacak adamlar arasında.  10.Dünya ve bölge politikalarının Biden ile nasıl değişeceğini ön görüyorsunuz?Biden’in kazanmasıyla birlikte, Dünya ve bölge politikalarında değisiklikler bekleniyor. Öncelikle Rusya ile olan ilişkilerin değişmesi bekleniyor. Avrupa’daki mülteci karsıtlığı ve bunu destekleyen milliyetçi ayırımcı siyasi partileri zor günler bekliyor. Örneğin İtalya’da Trump 2020 şapkasıyla dolasan Salvini gibi siyasi liderlerden söz ediyorum. Daha barış yanlısı, dinlere saygılı Avrupa normlarına uygun iktidarların desteklenmesi bekleniyor.İngiltere’de Brexit surecine bundan sonra ABD desteğinin olacağını sanmıyorum  Tam tersi ABD-AB ilişkileri daha ciddi geliştirilmeye çalışılacak.  Suriye, Libya, Orta Dogu, Afghanistan, Irak konularında değisiklikler bekleniyor. Filistin konusunda iki devletli cözüm önerisi yeniden gündeme gelecektir. Trump’ın çıktığı uluslararası kurumlara yeniden girip ABD nin eski aktif röülünü alması bekleniyor.  Iran ile iliskilerde daha yumuşak adımların atılacagini bekliyorum. Israil ile olacak iliksiler çok önemli. Netanyahu ile Biden iliskilerini yakından takip etmemiz gerekecek. Israil’deki Liberal devlet aklinin siyasete daha aktif katılması bekleniyor. Bu konuda Netanyahu hem hakkındaki hukuki davaları atlatmak için, hem de siyasi hayatini sürdürebilmek için mutlak kez bir orta yol bulmaya çalısacaktır.  11. Son olarak Türkiye-ABD ilişkileri bundan sonra nasıl olmalı? Nasıl gelişir ve değişir?Biden’in secilmesiyle, öncelikleTrumpdoneminde ikili iliskilerde arada olan kisilerin hem Turkiye hem de ABD tarafının tümüyle değiştirilmesi gerekiyor. ABD devlet akli calışmalarına girebilen kisiler Türkiye tarafında bugün itibariyle yok. Turkiye, ABD icin cok önemli müttefik. Türk Silahlı Kuvvetleri NATO üyesi ve NATO’nun ikinci büyük ordusu. Amerika  acısından Türk Silahlı Kuvvetlerinin önemi büyük. Bu hiç bir iktidar zamanında değişmez. İiskilerin her zaman daha iyiye gitmesi icin her iki tarafta elinden geleni yapacaktır. Turkiye ve ABD’nin siyasetlerindeki farkliliklari biliniyor. iste bu farklılıkların giderilmesi konularında çalışmalar için şimdiden düşünülmeye başlanması gerekiyor. Ancak bu konuda kaynakların çok dikkatli değerlendirilmesi calısmalara da sesizce hemen başlanması gerekmektedir.   Dıs politika alanında atılacak adımların daha koordineli olacağını düşünüyorum.   12. Suriye politikası ve pkk ya bakış açısında değişiklik olabilir mi?Öncelikle sunu söylemek gerekiyor, PKK ABD devletinde terörist listesinde yer alıyor. PKK’ya bakış açısı değişmez. Biden,  Suriye’den ABD ordusunun çekilmesiyle yaratılan boşluğun Esad ve Rusya tarafından doldurulmuş olmasından memnun değil. Bu konunun mutlaka ilk resmî görüşmelerde ele alınacağını düşünüyorum. Kuzey Irak Kürtleriyle olan ilişkiler hatırlarsanız Obama-Biden döneminde yeniden kurulmuştu. Türkiye için ekonomik açıdan son derece kazançlı bir iliskiydi. Trump zamanında soğuyan bu iliskilerin yeniden canlanıp ekonomik açıdan Türk firmalarının onunu acacağını düşünüyorum. Suriye’nin kuzey bölgesinin yeniden inşası konusunda Biden ile birlikte Türkiye’nin yepyeni programlar yapacağına inanıyorum. Biden, Obama döneminde baksan yardımıcısıyken Suriye ve Irak politikalarında aktif rol oynadığından dolayı, başkan olduktan sonra aynen bu calısmalarına devam edecektir  ve Türkiye ile Suriye ve Iraklı Kürtler  arasında başta ekonomik iliskilerin geliştirilmesi ve silahlı çatısmaların olmamasına yönelik çalısmalara öncelik verecektir. Eylül 2016 yılında Türkiye ile birlikte hazırlanan Kürtler ile iliskiler konusundaki planın yeniden gündeme geleceğini düşünüyorum.  Kaynak: ABD Seçimleri Yeni Dönemi Nasıl Şekillendirecek? N Gazete Sordu Kaan Soyak Cevapladı

Visits: 798

AN INTERVIEW WITH KAAN SOYAK ON US PRESIDENTIAL ELECTIONS

Kaan Soyak is the international advisor of Foreign Policy Institute and his recent interview regarding the elections in US is as follows; The interview is in Turkish and published on ngazete.com.

ABD Seçimleri Yeni Dönemi Nasıl Şekillendirecek? N Gazete Sordu Kaan Soyak Cevapladı

1997’den bu yana ABD’de çalışmalar yürüten Kaan Soyak, ABD seçimlerinin ardından oluşan tabloyu analiz etti. İşte o röportaj…

A+A-

ABD’LİLER DÜNYANIN SEÇİMİNİ YAPTI

SEÇİMLER, GLOBAL MUHAFAZAKAR SERMAYE İLE GLOBAL LİBERAL SERMAYENİN ABD ÜZERİNDEN BİRBİRİYLE YARISMASIYDI

ABD SEÇİMLERİ YENİ DÖNEMİ NASIL ŞEKİLLENDİRECEK?

N GAZETE SORDU , KAAN SOYAK CEVAPLADI

 

KAAN SOYAK KİMDİR*

 

1997’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in talebiyle Türk-Ermeni ilişkilerinin gelişmesi için çalışmalara başladı. Türkiye ve Ermenistan ile Türkiye ve Ermeni Diasporasındaki çalışmaları yürüttü ve halen de yürütmekte. Bu arada bu çalışmalarda 10 yıl Ahmet Ertegün ile birlikte nerdeyse günlük bazda çalışmalar yaptı.
Birlikte uzlaşamayan ülkelerde halkların birbirleriyle bir araya gelmeleri üzerinde birlikte çalıştılar. 1997-1998 yıllarında Ahmet Ertegün ile ikili toplum ilişkilerinin yumuşatılması  hedeflenen çalışmalarda kültürel, müzik, spor vs alanlarda bir çok çalışma başlatıldı.  Bu çalışmalar raporlar haline getirildi ve  “Kamu Diplomasisi” çalışmalarına  çevrildi ve bu çalışmalar baz alınarak ABD Dış İşleri Bakanlığı’nda 1999 yılında Kamu Diplomasisi bölümü oluşturuldu.

Soyak, daha sonra Ertegün ile birlikte Turk-ABD, Türk-Yunan, Turk-İsrail iliskilerinin yakınlaşması çalışmaları yaptı. Bu arada Ertegün ile birlikte ABD devlet akli ile de yakın çalışmalar içine girdi. ABD’de su anda Demokratlar ile Cumhuriyetciler arasındaki güvenilir “backchannel “  iletişim kanallardan birisi olarak da tanınıyor.

Su sıralarda da Dis Politika Enstitusu başkanına Uluslararasi konularında danismanlik yapıyor.

1. ABD seçimleri bu kez, sadece ABD seçimleri değil. Neden?

ABD seçimleri bu sefer, global muhafazakar sermaye ile global liberal sermayenin ABD üzerinden birbiriyle yarışmasına döndü. Bu yüzden nerdeyse dünya seçimleri haline döndü.

Örnek verirsek, tüm mevcut dinlerin içindeki muhafazakarlar ve muhafazakar sermaye kesimine karşı liberaller ile liberal sermaye kesimi seçim mücadelesine döndü.  Bu kesin ayırım kendini Vatikan’da da gösterdi. Bu konuda elimizde çok detaylı bilgiler var, ama detaya şu anda girmek istemiyorum.

Dünyada liberal devlet aklini temsil eden kurumların ve buna bağlı devlet adamlarının Global etik yapının bozulmaya başlamasıyla birlikte itibarlarını kaybetmeye başlaması Trump’ın 2016 yılında seçilmesini de kolaylaştırdı. 2016 ABD seçim döneminde global etik yapının bozulmasının  sosyal medyada yer almaya başlaması, bu sosyal medyadan en çok etkilenen “eğitimsiz beyaz oyların” vatansever duygularını harekete geçirilmesi ile birlikte en uygun aday olan Trump ile bir zafere döndü.

Bugün itibariyle bu kesim bir tabana oturdu ve bundan sonra da bu tabanın sesini duymaya devam edeceğiz.

Peki bu mucadele bitecek mi? Tabi ki hayır. Önümüzdeki yıllarda bu mücadele çeşitli değişik platformlarda sürerek devam edecek ve yine ABD bu mücadelenin görünen sahası olarak kalacak. Diğer bir deyimle, bundan sonra ABD seçimleri adi altında dünya seçimlerine tanık olacağımızı düşünüyorum. .

2. ABD’de genel tahammüle göre başkanlar genelde iki dönemi tamamlarlar. Bu kez Trump’ta bu olmadı. Üstelik de Trump’ın güçlü iddiasına rağmen. Sizce sebepleri ne?

Cok doğru, ABD’de genelde başkanlara ikinci donem verilir, halk bunu başkana verilmiş bir hak olarak görür.  Ancak bu sefer Trumpyönetim sekliyle yalnızca ABD içinde değil ama dış dünyada da çok tepki gördü.  Birçok eğitimli Cumhuriyetcinin de tepkisini aldı. . Yanından eğitimli Cumhuriyetciler ayrıldıkca, yerini vatansever sloganlarla yüklü eğitimsiz kitleler aldı, Trump’inTanri tarafından seçildiğine inanan hristiyan kitleler,  yanlarına şu ana kadar hiç oy kullanmamış ABD’nin en cahil diyebileceğimiz kesimlerini de sosyal medya ile yanlarına aldılar, ve sonuçta tek adamlığa oynadı.  Birçok eğitimli Cumhuriyetci parti ağır topuTrump’a mesafe koydular. Trumpda bunlara karşı tavıralmayi tercih etti. En büyük dersi de Arizona seçimlerinde adeta Arizona ile bütünleşmiş efsane isim John McCain gibi bir kişiye karşı aldığı tavır ile buradaki oyların bile Biden’a gitmesine neden oldu. Yanında hiç bir danışmanı veya deneyimli siyasetçiyi bırakmadı, kalanları dinlemedi.  Ama unutmayalım ki, Trump çirkin oyunların ustası. Secim sonuçları her ne kadar açıklanmış olsa da,  her ne kadar damadı Kushner’de yenilgiyi kabul etmeliyiz dese de, tavsiyem, yine de bir açık kapı bırakmak olacaktır. Bu seçimi aslında Biden ve Demokratlar kazanmadi, Cumhuriyetçiler de kaybetmedi ama Trump hataları yüzünden kaybetti demek daha doğru olur.

Aslında ben bu yılın başında Trump’in tüm bu dezavantajlarına rağmen 2020 seçimlerini kolayca alacağını düşünüyordum, ne zamana kadar? Covid-19 başlayana kadar. Işte bu Pandemic olmasaydı, birçok kişinin görüşü ikinci 4 yıllık dönemi nerdeyse garantiydi. Ancak Pandemi beklenmedik bir zamanda ortaya çıktı ve beklemediği bir şekilde ABD toplumuna büyük zarar verdi. Hazırlıksız yakalandı diyebiliriz. Halkın önemli bir bölümü ABD’nin itibarını düşürecek şekilde başarısız bir pandemi  yönetimi sergilendiği görüşünde. Birçok kişiye göre de son günlerde kendi bilim ekibini seçildikten sonra kovacağını miting’lerde açıklaması da yenilgisinin önemli nedenlerinden birisi.

3. Türkiye seçim sonuçlarında Trump’ın kazanmasına kilitlenmişti. Herkes Trump’ın kazanması Türkiye için çok önemli diyordu. Biden’ın kazanmasını kıyamet senaryosu sayıyorlardı. Ve Biden kazandı. Kıyamet geldi mi?

Trump tabi ki Türkiye için çok önemliydi. Somut bir katkısı oldu mu bunu bilemiyorum ama Türkiye’nin aleyhine olabilecek birçok sureci yavaslattığını veya geciktirdiğini biliyorum. Türkiye, Trump ile  Ağustos 2016 da cok değerli bir başdanısman aracılığıyla ilk iliskisini kuran ülkelerin başında yer aldı.

Simdi Biden kazandı, kıyamet geldi mi? Tabi ki kıyamet gelmedi..

Türkiye’deki TV açık oturumlarında böyle söylemlerin her kesim tarafından dillendirildiğini  duymaktayım. Gerçeği yansıtmadığı için pek önem verilmemesi gerektiğine inanıyorum.  Tam tersi olumlu düşünmek gerekiyor. Eğer yeni durumu akilli değerlendirebilirsek bu bir fırsata dönüşebilir aslında. ABD tek bir liderin kararıyla yönetilen bir ülke değil. Öncelikle bunu bilmemiz gerekiyor. Kurumların önemi var. Trump’ın Türkiye için en fazla yapabildiği,  ABD devlet aklinin karara vardığı ve uygulanması beklenen Türkiye aleyhine olabilecek kararların geciktirilmesiydi. Bu da önemli ancak, yeterli değil. Türkiye olarak sorunlarımızın çözümünde ABD devlet aklıyla çalışmalar başlatmalıyız. Geçici ve geciktirici çözüm donemi bitti.

 

4.Türkiye-ABD ilişkilerinde son durum nedir? Biden ile nasıl bir gelişme olur?

Türkiye ile ABD arasında bir çok konuda görüş ayrılıkları mevcut. Bu görüş ayrılıklarının Biden’in baskanliği döneminde devlet kurumları arasında gerekli derinlikte hukuka dayalı çözüm odaklı ortak toplantılar ile masaya yatırılması gerekiyor. Bunlar yapılırken de seçilecek bir “backchannel” üzerinden tüm bu konularda asil kararların önceden birlikte oluşturulması gerekiyor. Biden bu şekilde çalışma düşüncesine sahip. Biden, Obama döneminde birçok kritik konuda çalışmalarını arka planda non-paper yöntemiyle yaptı.

Biden ayrıca devlet akli ve kurumlarına önem veren bir kişi. Şimdiden güçlü bir ekip ile kurumların bozulan itibarlarının tamirine başlayacağını yakın çevresine söyledi. Dünya liderlerinin kendisiyle telefon ile veya yüz yüze görüşmelerinden  çok devletler arası kurumlar aracılığıyla çalışma ekipleri oluşturalım sorunları karsılıklı uzlaşarak çözüme ulaştırmaya calısalım diye düşünüyor.

5.Erdoğan ve Trump dostluğunu bilmeyen yok. Uzun zamandır da Türkiye- ABD ilişkilerinin yerini iki başkanın ilişkileri almıştı.  Biden-Erdoğan ilişkileri nasıl gelişir?

Iki lider arasındaki bu dostluk tabi ki son derece önemliydi. Ancak ABD’nin yönetim seklinde başkanın yetkileri cok kısıtlı. Dolayısıyla ABD başkanlarıyla kurulan dostluklar çok somut sonuçlar doğurmaz, eğer iliskiler kurumlar arasında iyiyse, ABD başkanıyla dostluk bunun üzerine çok daha verimli hale gelir.

Simdi Biden seçildi. Biden ile Erdoğan arasındaki iliskinin ayni şekilde son derece dostane süreceğini düşünüyorum. Biden hem Türkiye’yi hem de Erdoğan’ı yakınen tanıyan ve Erdoğan’ınyapısını çok iyi bilen bir kişi. Eminim iki ülke arasındaki farklılıkların düzelmesi için liderler arasındaki özel görüşmelere ek olarak paralelde kurumlar ve güvendikleri kanallar üzerinden de calışmalar başlatılmasını teşvik edecektir. Trump ile Biden arasında çalışma sekli acısından büyük bir fark var. Trump kendisinden bir şey talep edildiğinde ABD devletinin isleme tarzını dikkate almadan hallederim, bakalım deyip erteleyen bir kisiliğe sahip. Biden ise ABD kanunlarını çok iyi bildiği ve Baskanın tek başına halledemiyeceği konuları cok iyi bildiği icin sorunların gerekli devlet kurumları üzerinden görüşmeler üzerinden çözüme ulastırılmasını tercih edecektir.

Türkiye’nin bu aşamada Trump zamanında ABD’de calıstığı ekipten daha farklı ABD devlet akli yapısını iyi bilen bir ekip ile yoluna devam etmesi daha iyi olur kanısındayım.

 

6-Biden kazandığına göre, özellikle Rusya-ABD ve Türkiye-ABD ilişkileri nasıl bir değişim ve gelişim gösterir?

Biden’in kazanmasıyla birlikte, ABD’nin Rusya politikasında değisiklikler bekleniyor. Obama-Biden yönetimi hatırlarsınız hiç bir zaman Rusya’nin Kırım’ın bir bölümünü ele geçirmesini kabul etmemişti ve bu konuda Ukrayna’nin yanında yer almıslardı ve birçok Rus kurum ve işadamına  yaptırımlar gelmişti. Bu siyasetin artarak devam edeceği bekleniyor.

İkinci konu, 2016’da Rusya’nın ABD seçimlerine karışmasıyla ilgili iddialar ile ve olduğu söylenen belgeler ile bekletilen dosyanın çok detaylı açılacağını ve Trump-Rusya bağlantılarının olup olmadığı konularının yeniden ele alınacağını düşünmekteyim.

Putin’in ise yaptırımlar altında gittikçe kötüye giden Rus ekonomisiyle nasıl başedeceği ve böylesine bir mücadele ye ne kadar dayanacağı soru işareti. Yakın cevresinde yaptırım altındaki isadamlarının yaptırımlarını Trump ile olan dostluğuna dayanarak çözüme ulastiracağina inanması ama sonunda cözülememesi ile ilgili eleştiriler almakta.

Su anda trilyon dolar üzerinde para yaptırımlar altındaki oligarch’larin üzerinde ve dondurulmuş durumda, uluslararası ticarette kullanılamıyor. Bu konuda Putin’in üzerindeki baskı gittikçe artacak ve Putin’i zor günlerin beklediği düşünülüyor.

Türk-ABD iliskilerinde ise aradaki ana sorunların masaya yatırılması bekleniyor. Sorunların ele alınıp çözülmesine dayalı yeni bir 4 yılın baslayacağı düşünülüyor. Türkiye’nin yepyeni bir ekip ile Beyaz Saray hamlesine başlamasını tavsiye ederim.

 

7. Trump’ın Rus oligarklarla olan yakın ticari ilişkileri, Türkiye’nin Halkbank davasını nasıl günler bekliyor?

Trump’in Rus oligarchlariyla ilgili dosyası  çok geniş detayına burada girmek çok zor. Ancak kısaca sunu söylemekte yerinde olur ki, Rusya’da en tepede her birinde 70-100 milyar dolar olan 10 civarında büyük Oligarch, ve  30-40 civarında 20-30 milyar dolarlık küçük oligarchlarin olduğu söyleniyor. Bir coğunda hem Guney Kıbrıs hem de İsrail pasaportu da olan bu Oligarchlarin coğunluğu yaptırım altında ve Rusya, Ukrayna veya Orta Asya ülkelerinin dısına cikmalari bile sakıncalı, adeta paralarıyla ülkelerinde hapis hayatı yasamaktalar. Bu oligarch’lar, Trump’in yakın çevresine büyük paralar ödeyerek hukuki davalarından kurtulacaklarına inandılar. Aynen Rusya gibi zannederek, Trump’in bir telefonu ile Adalet bakanı üzerinden mahkemelere baskı yaparak hukuki davaların yok edileceği sözleri kendilerine verildi. Tabi hiç biri gerçekleşmedi. Yalnızca bolca para Amerikalı avukatlara ödediler. Bu oligarch’lara ABD devlet akli yapısını bilenler aman avukatlara para ödemeyin, bu paralarınız boşa gider, çözümler baksa şekilde olmalı  diyenlere de Oligarch’larinanmadılar . . Sonuçta büyük miktarlarda paralar sonuç getirmedi. ABD de biliyorsunuz adalet mekanizması değişik isliyor. Simdi secimi Biden kazandı, önünde hukuki davası olan Oligarch’larin önlerinde Trump’dan af alabilmek için az zamanları kaldı. İste simdi bu çalışmalar başlayacak.

Halkbank davası dosyası ise SDNY mahkemesinin görev alanında ve bekletiliyor. Bu dosyada henüz açıklanmayan çok detay olduğu konuşuluyor. SDNY mahkemesinin ABD Adalet bakanlığı ile ast üst ilişkisi yok. ABD Adalet bakanının bu mahkemeye karar verdirme yetkisi yok.

Bu konuda da mahkeme ile ilişkili bazı girişimlerin yapıldığı, hatta Halkbank ile gayri resmî kanal üzerinden konuşma yolunun denendiği ama dikkate alınmadığı konuşuluyor. Simdi Biden başkan olmasıyla ve bu dava dosyasının bekletilme döneminin bitmesi ve davaya tüm ciddiyetiyle devam edilmesi bekleniyor. Türkiye su aşamada ne yapmalı diye sorarsanız, derhal ilk mahkeme teklifini getiren kanallar aranıp bu dava dosyasının ele alınması sağlanmalı.

8. Bir başka yoruma göre; ‘ABD seçimlerini küreselciler kazandı yani devletler kaybetti, şirketler kazandı’ yorumuna ne dersiniz?

Doğru bir yorum olabilir. Cumhuriyetçiler, ABD seçimlerinde küreselcilere karşı mücadele verildiğine inanıyorlardı. Demokratik partiyi bu küreselcilerin bir uzantısı olarak görmektelerdi. Bu düşünceye göre ABD seçimlerini liberal küreselciler ve liberal sermaye şirketleri kazandı denmekte. Devletler derken devletlerin içinde de devletler çıkmasını ve birlikteliklerin bozulmasını da planlamaktalardı. İlk adım İngiltere’nin AB den ayrılması, sonra AB’nin bölünmesi, sonra ulkelerde kutuplaşmaların oluşması, örnegin İtalya, Fransa, Avusturya da başlayan calışmalar. Gelecekte Almanya’nin katolik ve Protestan olarak ikiye bölünmesi düşüncesi vs gibi konular muhafazakar kesimin konuşmaları arasında yer almaktaydı. Biden’in kazanması ile tüm bu çalısmaların ertelenmesi söz konusu. Biden’in kazanmasıyla birlikte AB şimdiden yeniden bir araya gelip ortak kararlar alma yoluna ağırlık verecektir. Ayrılıkçı partilerin yerine birleştirici partiler on plana çıkacaklardır.

 

9.İlk kez 70 yaş üstü iki aday ABD Başkanlığı için yarıştı. Biz biliyoruz ki , ABD’de esas adamlar başkan yardımcılarıdır. Kamala Harris için de özel biri olduğu ve çok stratejik olarak seçildiği söyleniyor. Ne dersiniz? Ki, Biden’ın kampanyası boyunca da Harris-Biden kampanyası şeklinde lanse edilmesi dikkatlerden kaçmadı.

Kamala Harris çok özel seçilmiş birisi. Etik düzeyi ve eğitim düzeyi çok yüksek. Birleştirici özelliği var. Azınlık psikolojisini bizzat yasadığından dolayı azınlık problemlerine hakim bir kisi. Türkiye’nin kendisiyle ve özellikle ekibiyle çok özel stratejik boyutta, yepyeni bir ekip oluşturarak ilişki geliştirilmesi gerekiyor. Bugüne kadar iki ülke ilişkilerine soyunan kisilerin ortaya somut bir basari getirmediğini bilen Kamala Harris ve ekibinin yine ayni kisileri karsılarında görmek istemediklerini düşünüyorum. Biden’in en kısa surede Kamala Harris’e cok önemli görevleri yükleyip büyük sorumluluklar vereceği konuşuluyor. Aslında Kamala’nin Biden’in çevresindeki iyi eğitimli kesim ile şimdiden ortak akil çerçevesinde calışmalar yaptığı da biliniyor. Her ikisinin de ilk olarak Covid-19 konusunun çözüme ulastırılması için özel bir ekip olusturacaklarını düşünüyorum. Daha sonra da ABD-AB iliskilerinin iyileştirilmesi. Dunya Sağlık Örgütü ve Iklim değisikliği ile ilgili Trump’ın cıktığı uluslararası kurumlara yeniden girilmesi ilk atılacak adamlar arasında.

 

10.Dünya ve bölge politikalarının Biden ile nasıl değişeceğini ön görüyorsunuz?

Biden’in kazanmasıyla birlikte, Dünya ve bölge politikalarında değisiklikler bekleniyor. Öncelikle Rusya ile olan ilişkilerin değişmesi bekleniyor. Avrupa’daki mülteci karsıtlığı ve bunu destekleyen milliyetçi ayırımcı siyasi partileri zor günler bekliyor. Örneğin İtalya’da Trump 2020 şapkasıyla dolasan Salvini gibi siyasi liderlerden söz ediyorum. Daha barış yanlısı, dinlere saygılı Avrupa normlarına uygun iktidarların desteklenmesi bekleniyor.

İngiltere’de Brexit surecine bundan sonra ABD desteğinin olacağını sanmıyorum  Tam tersi ABD-AB ilişkileri daha ciddi geliştirilmeye çalışılacak.  Suriye, Libya, Orta Dogu, Afghanistan, Irak konularında değisiklikler bekleniyor. Filistin konusunda iki devletli cözüm önerisi yeniden gündeme gelecektir. Trump’ın çıktığı uluslararası kurumlara yeniden girip ABD nin eski aktif röülünü alması bekleniyor.

Iran ile iliskilerde daha yumuşak adımların atılacagini bekliyorum.

Israil ile olacak iliksiler çok önemli. Netanyahu ile Biden iliskilerini yakından takip etmemiz gerekecek. Israil’deki Liberal devlet aklinin siyasete daha aktif katılması bekleniyor. Bu konuda Netanyahu hem hakkındaki hukuki davaları atlatmak için, hem de siyasi hayatini sürdürebilmek için mutlak kez bir orta yol bulmaya çalısacaktır.

 

11. Son olarak Türkiye-ABD ilişkileri bundan sonra nasıl olmalı? Nasıl gelişir ve değişir?

Biden’in secilmesiyle, öncelikleTrumpdoneminde ikili iliskilerde arada olan kisilerin hem Turkiye hem de ABD tarafının tümüyle değiştirilmesi gerekiyor. ABD devlet akli calışmalarına girebilen kisiler Türkiye tarafında bugün itibariyle yok.

Turkiye, ABD icin cok önemli müttefik. Türk Silahlı Kuvvetleri NATO üyesi ve NATO’nun ikinci büyük ordusu. Amerika  acısından Türk Silahlı Kuvvetlerinin önemi büyük. Bu hiç bir iktidar zamanında değişmez. İiskilerin her zaman daha iyiye gitmesi icin her iki tarafta elinden geleni yapacaktır. Turkiye ve ABD’nin siyasetlerindeki farkliliklari biliniyor. iste bu farklılıkların giderilmesi konularında çalışmalar için şimdiden düşünülmeye başlanması gerekiyor. Ancak bu konuda kaynakların çok dikkatli değerlendirilmesi calısmalara da sesizce hemen başlanması gerekmektedir.   Dıs politika alanında atılacak adımların daha koordineli olacağını düşünüyorum.

 

12. Suriye politikası ve pkk ya bakış açısında değişiklik olabilir mi?

Öncelikle sunu söylemek gerekiyor, PKK ABD devletinde terörist listesinde yer alıyor. PKK’ya bakış açısı değişmez.

Biden,  Suriye’den ABD ordusunun çekilmesiyle yaratılan boşluğun Esad ve Rusya tarafından doldurulmuş olmasından memnun değil. Bu konunun mutlaka ilk resmî görüşmelerde ele alınacağını düşünüyorum. Kuzey Irak Kürtleriyle olan ilişkiler hatırlarsanız Obama-Biden döneminde yeniden kurulmuştu. Türkiye için ekonomik açıdan son derece kazançlı bir iliskiydi. Trump zamanında soğuyan bu iliskilerin yeniden canlanıp ekonomik açıdan Türk firmalarının onunu acacağını düşünüyorum. Suriye’nin kuzey bölgesinin yeniden inşası konusunda Biden ile birlikte Türkiye’nin yepyeni programlar yapacağına inanıyorum.

 

Biden, Obama döneminde baksan yardımıcısıyken Suriye ve Irak politikalarında aktif rol oynadığından dolayı, başkan olduktan sonra aynen bu calısmalarına devam edecektir  ve Türkiye ile Suriye ve Iraklı Kürtler  arasında başta ekonomik iliskilerin geliştirilmesi ve silahlı çatısmaların olmamasına yönelik çalısmalara öncelik verecektir. Eylül 2016 yılında Türkiye ile birlikte hazırlanan Kürtler ile iliskiler konusundaki planın yeniden gündeme geleceğini düşünüyorum.

Kaynak: ABD Seçimleri Yeni Dönemi Nasıl Şekillendirecek? N Gazete Sordu Kaan Soyak Cevapladı

Visits: 131

FPI PRESIDENT INTERVIEWS WITH XINHUA.NET ABOUT INTERNATIONAL COOPERATION

Foreign Policy Institute President Prof.Dr. Hüseyin Bağcı talked about the importance of the international cooperation at an interview done by Xinhua.net. Find the interview below taken from the xinhua.net web page;

Interview: Int’l cooperation “a must” for fighting COVID-19, says Turkish expert

Source: Xinhua| 2020-03-26 12:37:08|Editor: huaxia

ANKARA, March 26 (Xinhua) — International cooperation on a global scale is a must when fighting the coronavirus pandemic and China can play a big role in this process, a Turkish expert said Wednesday.

“Because of its efforts and knowledge in tackling this crisis and its success in doing so, China can play a locomotive role in establishing a common understanding in the Group of 20 (G20),” said Huseyin Bagci, president of the Turkish Foreign Policy Institute and professor of international relations at the Middle East Technical University (METU), in an interview with Xinhua.

The founding mission of the G20 is to lead and coordinate other nations in times of crisis and tackling this global pandemic requires international cooperation and collaboration, the expert said.

“The outbreak is global and doesn’t differentiate the West from the East, nor the rich from the poor. The G20 cannot stay indifferent to this global crisis which needs global responsibility,” Bagci said.

A special G20 leaders’ virtual summit on responding to the COVID-19 pandemic will be held on Thursday, hosted by Saudi Arabia, the current G20 presidency.

Despite their differences in approaching the crisis, major governments should coordinate their policies and measures in the fight against the pandemic and promote stability at the virtual summit, Bagci noted.

Facing such challenges, the international community should focus more on international cooperation and motivate regional organizations, such as the African Union and the Organization of Islamic Cooperation, to promote regional coordination.

The effective way that China has dealt with the outbreak is recognized by the international community, Bagci said, adding that countries at the summit will be keen to benefit from China’s medical experience and knowledge.

Bagci said this could also be an opportunity for all countries to put aside their differences and pull together.

On the economic front, the expert said the G20 should also play a leading role in helping the world ride out the aftershocks of the disease, as “the G20 is a group that produces ideas and solutions towards a common ground and despite different opinions.”

Visits: 880

INTERWIEW WITH FPI PRESIDENT PROF. DR. HÜSEYİN BAĞCI BY TRT WORLD ARABIC

On March 12th, TRT World Arabic has visited our institute for an interview with President Prof. Dr. Hüseyin Bağcı. The interview was mainly focused on Russia, Idlib and Syrian policies of Turkey as currently those are the primary subjects of the Turkish foreign policy.

hb1

Visits: 724

“TURKEY CAN ONLY BE A MODEL AS A SECULAR STATE” SEYFI TAŞHAN INTERVIEWED BY ÖMERFARUK KAVUK (*) (*) PUBLISHED IN TURKISH IN THE PERIODICAL “VIP DIPLOMAT” 2011 NO. 40 ISSUE

“Turkey can only be a model as a secular state”

Seyfi Taşhan interviewed by ÖmerFaruk KAVUK (*)
(*) Published in Turkish in the periodical “VIP diplomat” 2011 No. 40 issue

Seyfi Taşhan interviewed by ÖmerFaruk KAVUK(*)

About Turkish Foreign Policy…

Mr. Tashan’s words about the difficulties the Turkish foreign policy encounters are also remarkable: “Turkey carries the burden of history in its foreign policy. Especially, in our relations with our neighbors such as Greece, Cyprus and Armenia the burden of the history is noticeable. The dividend it brings to Turkey is very low. Even with the countries where perception of Turkey is positive, instead of contribution it carries responsibility. For instance, in Bulgaria the Turkish minority suffers. While you have not yet decided what to do yet, 300 thousand Turks try to pass over the border, same as they did in 1990. You have to take care of these people. Saddam Hussein starts to murder Kurdish people in Iraq, 300 or 400 thousand people flow over South Eastern  Turkey. All of these are the burdens coming over Turkey. It is the same in Cyprus. We said that we gave Cyprus to Britain and registered this at Lausanne. However, when it was changing hands, the Turks asked for protection and Turkey had to intervene. All these bring responsibility. There is also a factor of relativity, for example, the Armenian Diaspora, in the US which usually carries animosity towards Turks, mobilized in 1953 to meet the Turkish President of the time visiting the United States and to promote the visit. I saw it with my own eyes, I was there because I was the second interpreter of President Celal Bayar. I saw  how Armenians embraced Turks, they invited Turkish journalists to their houses, they feasted them and even did propaganda for Turkey. I saw them all. At that time, the relations between Turkey and the United States were so good that the Armenians felt the need to be friends of Turkey. Later on these relations soured. We must take part of the blame, we ignored them a lot and didn’t show them our friendship”.

Turkey in the Cold War years was another subject of our conversation with Mr. Tashan. He said, “The Cold War years were when we were the most active because Turkey needed promotion and support. After the Cold War ended, Turkey’s status has changed. Turkey was no longer a state in the proximity. During the Cold War, Turkey was in the proximity of Europe, the Soviet World and  the Arab World. With the dissolution of the Soviet Union, Turkey all of a sudden, became a central country, her arms reached every direction”. Mr. Tashan pointed to the changes in economy since 1980. “Meanwhile with the economic dynamism which was generated in the 1980s, economic relations gained importance. Today, it is not sufficient to go on with our traditional partners; we need to reach to Africa and to South America. This is the big transformation of Turkey which was realized with private sector and government cooperation. It is the private sector which carries Turkey economically abroad. And it is the support provided by our universities which make the private sector a success.”

New Turkish Foreign Policy and Axis Shift Debates

According to Mr. Tashan, Turkey does not face a situation of breaking off from the West. Mr. Tashan says that Turkey is now a European country and he continues: “I was asked to give a speech in an important think tank in the United Kingdom. My subject was ‘Turkey: from marginal to central’. For a long time now Turkey’s foreign policy is focused on Turkey’s central position in the region. Hence, you have to follow a foreign policy open to the East, North, South and West, open to all the regions in its proximity. For a long time, especially during the Cold War,   Turkey had conducted Western dependent foreign policy. With this kind of policy making it is not possible for Turkey to have a central role. I had analyzed and theorized this policy and advocated a policy from marginality to centrality. It later became the policy of Turkey. Particularly, the current Minister of Foreign Affairs visualized this policy and wrote a book called “Stratejik Derinlik”(Strategic Depth) theorizing on this policy. It does not mean at all that Turkey is breaking off from the West. We are both in the West and in this region. Turkey is a European state, we should not forget that. Because we are settled in Europe and except the European Union we are an active member of all European institutions. Today, there are millions of Turkish people living in Europe. Under these conditions, there cannot be an axis shift. A European country’s axis cannot be shifted. Turkey is not a Middle Eastern country, it is nonsense even to think of this.No one can implement such a policy in Turkey. We have a history of reformation for the past 200 years. Everyone looks at us as a model. Turkey is only a model state. In this regard I believe that our foreign policy is appropriate and Turkey has become an example in different aspects.”

Turkey and European Union

The conversation always comes to European Union issue. Mr. Tashan gives remarkable information about Turkey – EU relations. “If one ponders about Turkey’s  Europeanness, Turkey is no doubt European. When it comes to the European Union, it is only the half of the whole European population. At first, they referred to the European Union as an economic community. The most significant aspect of economic union is customs union and we are part of it. Secondly, majority of other issues that the European Union is dealing with is defined as cooperation and these are generally handled within the Council of Europe. Especially, acknowledging the right of individual petition, we contribute to this most valuable cooperation in human rights. With regard to economy, education and state structure we are one way or the other part of Europe. When we come to the European Union, the most important factor of this community was economic union, this entailed currency union. However, EU could not set a clear target, could not become a federation or a state. They could not apply a common foreign policy or common security policy. They have some difficulties in terms of supporting each other; it is obvious in the case of Greece and Portuguese. There are some reasons why EU stays at a distance from Turkey. First of all, this is a system established with the leadership of France and Germany. Northern countries are always dominant. Southern countries seem to be added later to the system. When Turkey becomes a member of the EU, she will be a country with many members in the European Parliament and one of the most influential members in the European Council. As a result, the focus of EU will shift to the South. France never wants to share her dominance over the European destiny. Another reason is that, nationality, remaining from the Napoleonic period, is still casting its shadow over Europe, in various countries nationalist parties are in power. They are afraid of foreigners. Reformation of Europe resembles reformation in ancient Greece. It is kind of a system that foreigners, slaves and women cannot be included in the democratic system. In the process of reformation slavery was abandoned, and then, although late, women were given their rights. However, foreigners are still not included in this process. When we consider all of these, they say Turkey can be a member but not immediately. Even they don’t know when. But, there is a serious interdependence between Turkey and Europe. Due to this dependency, European business community wants Turkey in the European Union. However, the process is very slow as I explained earlier”.

About Arab Spring

We turn our focus from Europe to the Middle East where there is chaos  now-a-days. Mr. Tashan’s analysis of the Arab Spring contains information which will expand the horizons of one’s mind: “The need for reform is not new in the Arab World. As you know, with the Greater Middle East Initiative, the United States advocated the necessity of spreading human rights and democracy. All US administrations since President Wilson, except the isolationists, try to promote these values. Beginning with Father Bush, they initiated an opening to the East and they had this idea: if we bring democracy to the Middle East, anti-Semitism will come to an end and Arabs will no longer be a threat. One of the obsessions of US in their Middle East policy is to protect Israel. With this premise, it became necessary to support reforms. Arab countries had remained economically backward for a long time and they just started to adopt liberal economic policies. Moreover, they cannot even free themselves from socialist tendencies inherited from the Soviet period. Rulers cannot abandon this tendency in their approach to the problems even today. For example, you cannot expect a sudden change to liberal economy in Syria. She was a follower of the Soviet Union. With the pressure, from the West, the concept of reform was felt in the Middle East. Especially, youth wanted it. Furthermore, Arab countries who want to be in good relations with the West, they kept religious parties out of their system, while they were religious. These parties stayed in the opposition. Some of them organized clandestinely, as is the case in Syria. In Egypt, the Muslim Brotherhood was not represented in parliament through cheating and could not participate in the political structures. In Tunisia, rather than these, despotism and theft of the rulers provoked the youth. A few years ago I participated at a meeting in Cairo; there were participants from international organizations, as well as young Arab writers and politicians. All of them unanimously demanded reform. Although politicians accepted reform, they did not want foreign intervention. Whereas US policy was in favor of bringing reform and democracy even if it was by force. It is significant that the first revolt started in Tunisia. Countries like Tunisia, Algeria and Morocco are much closer to Europe than other Muslim countries. In this respect, Tunisia will not suffer much. However, it is difficult to say the same thing about Egypt. There it is more probable for the Muslim Brotherhood to become stronger and come to power. This can change the whole foreign policy of Egypt. Sharia can officially be accepted. There is the same risk in Syria, too. When you look at its population, Alewis who are closer to Shiites, form 15% of the whole population while the rest are Sunnis who are closer to the Muslim Brotherhood. Therefore, in case of free elections enforcing of  Sharia is probable, too. It is likely that Sharia will take the lead while we talk about freedom, peace and democracy in the Arab World. “

(*) Published in Turkish in the periodical “VIP diplomat” 2011 No. 40 issue

“We are  both in the West and in this region. Turkey is a European State, we should not forget this. Because we are already settled in Europe and except the European Union, we are an active member in all the European institutions. Today, there are millions of Turks living in Europe. Under these conditions, there cannot be a shift in axis. A European country’s axis cannot be shifted. Even thinking of Turkey as a Middle Eastern country is nonsense”.

Visits: 225

INTERVIEW ON THE FINAL STATUS OF CYPRUS SEYFI TAŞHAN – REŞAT ARIM / NOVEMBER 29TH, 2011

Interview on the final status of CYPRUS

Seyfi TAŞHAN – Reşat ARIM / November 29th, 2011

Seyfi Taşhan : In January the United Nations Security General has invited  the leaders of two communities in Cyprus.  One of the leader is so called president of Cyprus . The other one is the head of the Turkish Community. They are supposed to discuss the future of Cyprus on the basis equal footing and political equality. So I believe there is something essentially wrong to conduct negotiations on such a funny way.  The Turkish side had absolute goodwill to express themselves in the referendum during the Kofi Annan proposal in 2004. I would like to discuss the issue and prospect of negotiations process with Ambassador Reşat Arım. Ambassador Arım what are the chances and what are the prospects?

Reşat Arım :  The Turkish side since 1974 they have their own authority. The Turkish side is not as badly dispersed on the island as before. Regions came together and there is certain territory defended by the Turkish military. They have created their own administration Turkish Republic of Northern Cyprus. They have their government . But they also have goodwill and they conduct inter communal turks. So it was first Mr. Talat who was president and he conduct with Mr. Papadopoulos and then Mr. Hristofyas. Several committees were created for discussions.  I should they have obtained some progress on certain issues. But the main issues is the limitation of territory. In which the Turkish side lives.And the other one is relations between the Guarantor Powers. The priority of guarantors  have been certainly discussed  the conclusion should be with guarantor power  Turkey, as far as Turkish side is concerned.

Seyfi Taşhan : I would like to pick up two points from what you said. The issue of  the limitation of boundaries between two states and also properties. What are the advantages of isolating each other and to form a single state of Cyprus.  A confederation or a type of  union? What are the benefits, what they call identity of interest.  At the moment I see no other identity of interest, except that they both are islanders. And they both want to live in the island, but that’s not enough to reach an understanding.  What do you think are the chances or expectation of both sides from agreement?

Reşat Arım : I think that the Turkish side can only prepare for the final decision of the mainland Turkey. Of course  for many years discussion are going on between two communities and I don’t think there is anything clear enough for the two parties.  So it’s probably one of the last chances.

Seyfi Taşhan :  What would the Greek Cypriots expect with the solution of Cyprus problem,  on an equal basis? Is there any advantage for them?

Reşat Arım :  For the Greek cypriots it would mean the end of pre eminence in government affairs. They have government in their own hands.  Any agreement  would be having the Turkish cypriots also in the government. They would lose their prerogatives.

Seyfi Taşhan : Then, we are starting from completely opposite positions. Turkish cypriots wish to reach agreement for several reasons. Because at the moment they have an unrecognised state except Turkey. They hope to be recognized even as part of Republic of Cyprus, and to join the EU and excpect certain benefits . Most important is the ambargoes that are being imposed on them. So that is a positive reason . But there is no positive reason for the Greek side.  Without those positive reasons would the pressure of the Secretary General of the United Nations enough or  who could provide anything to on the Greek side to make what they call sharing power in Cyprus with Turks?

Reşat Arım : As far as the Greek cypriots are concerned there is no benefit in power sharing agreement with the Turkish cypriots. On the other hand Turkish cypriots still try to find a formula where by as a government join to the EU with the Greek cypriots. In this way probably Greece’s  enosis dream would be ended. Because in the EU it wouldn’t be possible to have enosis in the island.

Seyfi Taşhan : So let’s think about the attitude of two leaders. Mr. Hristofyas will go there probably try to gain time, make unacceptable demands on Turks. Particularly young people don’t want  to  reach an agreement with the Turks. So that’s the situation. I don’ t think he can do anything. But go on delaying  tactic. Do you agree?

Reşat Arım : Of course Mr. Hristofyas will probably play with time and as you said Mr. Taşhan delaying tactics to gain time.Probably that would be deadlock. They can’t do much to change the situation. Turkish Cypriots admister a certain territory. As far as the Greek cypriots are concerned this is a loss for them. It would be a face saving for the Greek cypriots to come to an agreement.

Seyfi Taşhan:  It would be a face saving. But in reality they wouldn’t want it. So if they wouldn’t want it such a formula would not be an operative. Anyway if we go to that point if there is a deadlock in January over the issues as you said land and governance. That may be a problem of the guarantee and the guarantee question cannot be resolved by cypriots alone so the secretary general may attempt to transfer to burden of negotiations to an international conference. Can you imagine an international conference composition? What could be the composition of an international conference?

Reşat ARIM: This is a very specific question. The interest of the four parties are there, the two main lands and two communities. The composition of the conference should not go beyond that very much.

Seyfi TAŞHAN: Who would they be?

Reşat ARIM: A major power like the United States.

Seyfi TAŞHAN: The United States did everything possible not to get involved in the Cyprus issue. If the United States was really involved, that could be helpful for a solution? But instead, Ambassador Holbrooke turned the problem over to the European Union which made a mess out of it. So, the United States and the European Union cannot be a valuable interlocutor in such a conference. Do you agree with that?

Reşat ARIM: Yes of course. You have a good point there. If we keep the United States and European Union out of this international conference; so we have to keep it to minimum, than to the four interested parties.

Seyfi Taşhan: Do you think that four parties like in 1959 – 1960 could reach an agreement? Or probably United Kingdom could come in as well.

Reşat Arım: It is very difficult to exclude the United Kingdom which is a guarantor power. They have a party to the treaty of guarantee.

Seyfi TAŞHAN: The European Union must act somehow Greek Cypriots will become the president of the community in the second half of 2012. Turkey threatened that it would stop relations during the Greek Cypriot presidency period. It may not cause much harm, this was done before in the past as well. The relation with European Union was frozen sometimes. What can European Union positively do with Greece and Greek Cypriots to contribute to the solution of the problem in Cyprus.

Reşat ARIM: There is only one thing to bring the question to zero point. These are restrictions, embargoes on the Turkish Cypriots. They can eliminate these things. They can create a tabula rasa for any negotiations between the four powers, the two communities and the two mainlands. Because only the mainlands can convince the communities to accept anything in the Cyprus state.

Seyfi TAŞHAN: When Makarios signed the London agreement. He did it rather with great reluctance. And two and half year after he had tried to change whole thing. Three years later he took an illegal action to terminate those treaties. Do you thing that Athens can be persuasive on Hristophias and the Greek community this time to reach an agreement with the Turks?

Reşat ARIM: I think the situation is a little bit different. Because when Makarios signed the agreements with reluctance, it was Cold War conditions. After so many years of negotiations Greece should have understood that pursuing Enosis policy, would not be something achievable.  In any case the status quo in the island Turkish cypriots having their own territory, their own administration (Turkish Republic of Northern Cyprus) can not be negated.

Seyfi Taşhan: I agree Enosis is finished. The leverage of Athens on Nicosia will be  much less.

Reşat ARIM: Yes of course.

Seyfi Taşhan: Greek economy is in a terrible shape. Greek cypriots are in a better position even slightly better position. I believe at the moment Greece is not in a position to say anything about the resolution of the Cyprus question. Unlike Turkey. Turkey would be helpful. Therefore sharing the Eastern Mediterranean sharing of power in Cyprus. Cyprus is more depended on Turkey than Greece at the moment.

Reşat ARIM: We can also look at the larger picture. All the Greek islands in the Aegean Sea.  To have a major island like Cyprus disputed between the Turks and Greeks. This would not create a good example for all the other three thousand islands of Greece in the Mediterranean. Cyprus issue is a burning issue which shows the experiment of Greece trying to achieve Enosis on one of the island in Eastern Mediterranean was defeated;  so this is a bad example for the foreign policy of Greece to go on for years without a solution. If I were in the place of the Greek government I would better close this chapter as soon as possible and finish with it.

SeyfiTaşhan: They may …. Without attempting to solve a problem that is the danger I think. Greece may prefer to stay aloof and saying that just they have been doing so far.

ReşatArım: It is a fact that Greece doesn’t have much leverage on the greek cypriots but they are a party to the treaties of Cyprus.

Seyfi Taşhan: therefore,  I can say that Greece may become a party to the international conference. I don’t think they would wish to have positive or persuasive role during the discussions. Again we are coming to the other point of the international conference. The Conference may Prolong burning international issue. Can the British do something about it.

Reşat Arım: The british, the most they could do was to prepare the Annan plan. So they were not very successful on this. Probably they also would not.

Seyfi Taşhan: To conclude our little discussion we have to accept the continuation of the dispute in the island for the longer period. We have to face the impact of this situation on Turkey’s relations with the EU and we need to make the Turkish Republic in the island stronger and wealthier. I believe that is the only way for Turkey.  Because it seems chronic disputes cannot be resolved quickly. Look at all chronic disputes in the world, nothing has been resolved particularly if they involved territory.

Visits: 218

RECENT ECONOMIC SITUATION IN GREECE – INTERVIEW WITH ASSIST. PROF. DIMITRIS TSAROUHAS, (APRIL 19TH 2010)

RECENT ECONOMIC SITUATION IN GREECE

Interview with Assist. Prof. Dimitris Tsarouhas, April 19th 2010

What do you think are the causes of the economic crisis in Greece?

The causes are many and the current crisis only one expression of the structural economic problems Greece’s has. I would say that the fundamental problem is a chronic lack of competitiveness which has eventually burst out into the open following Greece’s entry into the Eurozone area.  Entry into the Eurozone area has instead of becoming a motivation for the improvement Greece’s economic performance has in some respect become an excuse not to implement reforms that have been long overdue. These reforms are many and, in fact, should not be limited to the economic sphere only. When it comes to the economy itself we are fundamentally talking about the need to make both the public and private sector work more efficiently. That is something that has not happened in Greece and I believe at the heart of the current problems of Greece is this chronic lack of competitiveness, as it has been manifested over the last few years.

The EU wants to seem to be in control over the situation and the Germans have been cryptic in their announcements, but they finally agreed to the idea of offering Greece a loan. Do you think the situation in Greece will lead to any serious disagreements in the European Union?  Will it cause problems in inter-EU relations and in the functioning of the Eurozone? There are upcoming elections in some EU countries; will Greece become a part of the election rhetoric? 

There are two things to mention. First of all, this is not a bilateral loan. What has been agreed upon both in late March and then again in early April is that the EU would come to the rescue of the Greek economy should the Greek economy, i.e. the Greek government, be unable to raise funds in the open market. This is not a bilateral loan and the Greek government has repeatedly said that it is not after a bilateral loan.

Secondly, I would agree with the assessment that disagreements have risen between Germany and the other countries in the Eurozone. I would say that there has been a clear disagreement and here the issue is not Greece anymore. Here the issue is the Eurozone. The German government has taken the position that any Eurozone economy which finds itself in difficulty – it happens to be Greece now it could have been Spain or Portugal, and in fact it maybe Spain and Portugal in the future – should find the way out themselves. The predominant opinion in the EU, and one which I also share, is that within the Eurozone mechanisms of assistance are necessary, not because anyone wants to bail out any particular economy – in this case, the Greek economy – and of course no tax payer wants to bail out the failings of another economy.  Greece’s fundamental economic problem is one which it needs to sort out itself.  However, here we are talking about the functioning of the Eurozone and the credibility of the Eurozone’s own common currency. The vast majority of the opinions, as expressed by the European Commission, the European Central Bank and by the vast majority of EU member states and Eurozone states is that when a country finds itself in difficulty, there needs to be a mechanism of assistance so that the credibility of the Euro in the international market will not go down and the Eurozone economy, as whole, is not going to suffer. So, yes, there is a disagreement there, there is a misunderstanding on the part of Germany – or there possibly a failing on the part of the current German government to appreciate the need for a mechanism that will build on a certain amount of sovereignty so as to help not Greece, Spain or Portugal individually but Eurozone collectively.

Why can they not see it? They probably can, but the answer is very much related to internal politics and the fact that the current German coalition government composed of the Christian Democrats and the Free Democrats are suffering from a lack of direction, a lack of popularity and it has upcoming local elections, in which its opinion poll ratings seem to be quite low. So the idea of creating an image according to which Germany somehow going to be asked to bail out Greece is a very comfortable image and I am sure it sells well domestically, but it does not do much to help the Eurozone.

Greece was offered 30 billion Euros by Eurozone members and the IMF also offered to pitch in another 15 billion Euros. Should the loans be insufficient to alleviate Greece’s economic problems, might Greece seek money from other sources in the future?

Yes. First of all let me clarify that I am not familiar with the details of the last few days the picture I left this prior to our conversation was a mixed representation group featuring IMF and EU would be coming to Athens but they might have been delayed because of the ash-cloud. They were meant to go to Greece today and speak with the respective ministers to decide on the details of how a possible package would look like. So, both the amount of money you mentioned and the actual mechanisms are not clear to me and I do not wish to take position on an issue I do not know all the details of. What I can say is that Greece has a large debt to defend and the debt runs, to a very large extent, until May for the year 2010. However, we are also talking about tens billions of Euros of debt that need to be supported for 2011 and 2012 as well. My assumption is, and I am sure the Greek government has worked this out; any kind of package will be fairly medium-term. There is going to be a need to cover financial needs over the next 2-3 years.

Will the funds be enough? Goodness knows. My prediction is that they will be, for one simple reason: if this package was to be made available in terms that would allow the Greek state to borrow with reasonable interest rates, I think that would be enough. I do not think any extra measures would be necessary. I think the Greek government has taken enough measures on the domestic front to raise revenues and it is to be hoped that this will happen. With regard to the debt it needs to defend, I think that such a package would be a good deal. However, to me it seems to be very important to understand what the nature of the problem is. The nature of the problem is not an attempt by Greece to be bailed out – this is not what the Greek government is requesting. What the Greek government is requesting, and legitimately, that it be allowed to borrow – no state aid – in the open market with normal interest rates. The picture we have had is one of utter amazement and confusion, because despite the repeated messages being sent out by the European Union that it is ready to come to Greece’s aid, the markets refuse to reduce the interest rate on the basis of which they lend money to the Greek state. We are talking about interest rates which are clear robbery: 6-7%; in some respects, hundreds of millions of Euros extra. There is a speculative game being played out and Greece is the first victim of this in the Eurozone. I hope not that others will follow. This game has been based primarily on two pillars. The first one is the unregulated free market, which is a dogma the Europeans are now paying dear. Secondly, the absence of mechanisms within the Eurozone to prevent such speculation from taking place. That is the nature of the problem and is what the Eurozone economies and the Greek government has to face. It is only to be hoped that the problem will be solved the problem in a way that will make sense for all of them.

Have you been to Greece recently? What is going in Greece, domestically? What do the Greeks think about the current economic situation and the EU?

I have not been to Greece in recent months but from what I read, the people are very disappointed with the fact that their economic conditions are getting worse. They are angry at the political establishment and by that I mean both previous governments and the current one. On the basis of the latest data that I have seen, they are not very optimistic about the future. They believe that the future, at least over the next 3-4 years, is going to be much worse than the recent past. That, of course, is to be expected. It is something that happens in all such occasions when a crisis is revealed. I should also add the public is very much worried precisely because it sees that the economic prospects for the future are very bleak. This is not simply about the present. I am afraid that most people believe, or have reason to believe, that the effects of the austerity measures the Greek government has taken are going to start hitting in the next few months and in a few years to come. They have not yet hit the Greek economy. When they start doing so, things will be gravely seriously and I think the people can foresee this. They can see that the tax measures that have been taken and the budget cuts will all hit them in the years to come. The consequences will be very large and I am afraid quite dramatic in some cases.

Visits: 97

A GENERAL PERSPECTIVE OF THE MIDDLE EAST (INTERVIEW WITH PROF. MELIHA ALTUNIŞIK – HEAD OF INTERNATIONAL RELATIONS DEPARTMENT OF METU),(MAY, 2007)

Introduction and Question: Our topic now is the Middle East, a general perspective and perspectives for the near future. The speaker will be Prof. Meliha Altunışık. Head of the International Relations Department of the Middle East Technical University. My first question goes to her: There are quite a number of developments, some which are chronic and some of which flare up from time to time. I would like to refer basically to two questions. One of them is Iraq. Second is Lebanon

The Most Complex Problem – Iraq

MELİHA ALTUNIŞIK – Let us start with Iraq first. It is the most complex problem, I think, in the Middle East, albeit it is relatively new compared to, for instance, the Palestinian issue. In Iraq there are various issues and some of them are quite important for Turkey. Of course one issue is the issue of security. The security issue has not been resolved and it is going worse and worse. Related to that there is the issue of Shiite-Sunni conflict,, a civil war between the two sects which also is a detrimental factor in the regional politics as well, considering the relations between Shiites and Sunnis from different countries, particularly in the Gulf. There is the issue of political process and there are serious problems with that. What happens is that the whole political context is very much defined in terms of identities, religious identities and ethnic identities. So the political context was framed in that way. Therefore, politics is the politics of identities. This has been very detrimental. What happens is that all these communities are defining their interests in very exclusive terms and there is no win-win situation but there is zero sum game! My gain is the other’s loss. There is no ground for compromise. We have seen this in many issues, for instance the debate about federalism, the debate about Kirkuk issue, the faith of Kirkuk. The Kurds of Iraq have a very exclusivist position there. Similarly, we have seen this in the discussions of the Natural Resources Law. The communities there, unfortunately, because of how the politics are organized, they are adopting these very uncompromising positions. This is also very detrimental for Iraq and unfortunately there are not any external powers who could use their leverage to force them, force these communities to reach a compromise on the issues. When you look at the international community, the EU does not have any leverage on Iraq, the US is still the most important actor but it is not using the leverage that it has over the parties. So, in all these political issues we also have a deadlock. This is another problem. And in terms of the political process, there is the exclusion of the Sunnis from the political process and this is quite probable. There is the issue of what will happen to US presence. There is increasing expectation that the US is preparing to leave, at least parts of Iraq. Presidential election season is starting in the US. There are pressures on the US administration. We have seen what happened in the Congressional elections. Iraq was one of the issues. When US will withdraw and how it will withdraw, what will this mean in terms of security and stability in Iraq and the political situation in Iraq and even the territorial integrity of Iraq? These are all the questions out there. Similarly you have the problem of intervention of outside powers, particularly Iran has a tremendous influence in the Iraqi scene and this is creating further problems for Iraq. So the situation is very complex, still very volatile. It is hard for me to see that these conflicts will be resolved any time soon. I think, as Turkey we have to prepare ourselves to live with Iraq that is in turmoil in the coming decade or so. That is what we should expect.

Presence of PKK

Question – Of course, some of these developments in Iraq, particularly the presence of PKK in the Northern region and the possibility of the establishment of an independent Kurdish state with its implications on Turkey, Iran and partly Syria forces Turkey to adopt a certain political stand on the issue. What do you think will be the outcome? If these PKK attacks keep continuing on Turkey, could Turkey indefinitely stay put without doing anything to what is happening in Northern Iraq? What do you think?

MELİHA ALTUNIŞIK – You are very right. Actually there are problems for Turkey since 1991, these are not new and Turkey has been trying to deal with these problems by using different tools since 1991. Of course there is the presence of PKK and this gives PKK enormous powers, logistical power in terms of armaments and things like that and training. This has implications for Turkey. Plus the possibility of a Kurdish state is considered as a development that will have implications for Turkey. The attitudes of Kurdish leaders are problematic as well, particularly Barzani. I find it quite unhealthy that Barzani is trying to build a Kurdish nationalism based on Turkish hostility. He is making the Turks as the “other” in trying to build a Kurdish identity which is very dangerous. This may bring him points domestically and he is playing to his domestic audience as well vis-à-vis Talabani in trying to show himself more nationalistic, to oppose the Turks and Turkey, etc. But this is, in the long run, very detrimental for them as well. After all, we are neighbours and we have to learn to live with each other. I think this is not a wise policy. So, this policy also exacerbates the reactions in Turkey, particularly in a year like 2007 when the elections will be held. This affects nationalism in Turkey as well. So, it is not a wise policy on their side as well. Whether there can be a possibility of intervention? Even before this was not being discussed, I always thought that there could be a possibility. People talked about the EU impact and other things, economic consequences, etc. They are fine. But this issue is very important for Turkey as well. If the PKK attacks continue to accelerate, as particularly like the ones we had in Ankara, for instance, and we have learned that similar attacks were stopped in Istanbul and Adana, for instance, if these continue to accelerate there would be a lot of pressure on the policy makers as well to take drastic measures and so I would not rule out completely this possibility of such an intervention. Although what type of intervention is something that can change, some kind of intervention is a possibility, if these attacks continue. That would have negative consequences for Turkey as well, unfortunately. So, I hope that it would be avoided. But I think the US should see this and should effectively work on these issues. There is this perception in Turkey that somehow the US is not doing enough on these issues. It is not just for Turkey but for stability in this region, too, the US should use its leverage on the Kurdish groups as well and to take effective and real measures in dealing with these problems.

How to Balance Turkey’s Interests and Relations with Allies

Question – Well, of course, you are absolutely right. But what seems to happen is that, Mr. Barzani is being met in Washington in the White House as President of Kurdistan and all that, I believe that US has certain contribution to the creation of a so called Kurdistan concept. Also former British imperial policy of creating a Kurdish State in the region and European assistance to PKK, which is already documented, that casts Turkey in a very difficult position. On one side it has its own allies, on the other side its own interests. So, there is a conflict of interest arising. Wouldn’t you think that it may effect Turkey’s relations with the West in general, as well?

MELİHA ALTUNIŞIK – Definitely. Especially the issues related with Iraq and within that context the Kurdish issue has been affecting Turkey-US relations in particular, since 1991, not only today, despite the fact that in 1990’s we talked about a strategic partnership with the US. But Iraq issue is eroding Turkish-US relations, eroding the trust between the two longstanding allies, even then. This has accelerated in recent years. I believe that the US officials should understand that , why is there anti-Americanism in Turkey, what is happening in Turkey? This is the main reason. Iraq issue is the crux of the problem for Turkey and Turkey feels that the US does not think that way. Somehow, Iraqi Kurds, US’s allies now because it is the only stable region in Iraq and the US does not want to affect its relations with these groups but, never the less, Turkey is a very important country. And Turkey’s importance goes beyond the Middle East. It is not just the Middle East. I was just talking with some American experts the other day. They were asking me, what is this strategic significance of Turkey to the US? I said, I can tell you about the importance of Turkey. But Turkey has a strategic importance which goes beyond that region. We have to realize today that that there is some sole searching within the Muslim World. There is real competition for leadership. What direction the Muslim World should take? Iran clearly represents one model there. Look at Ahmedinejad. Iran today is no longer a Gulf power, also a Mediterranean power via Lebanon. We will talk about that country later. Iran is trying to be the leader of the Muslin World. Ahmedinejad talks in Indonesia, in Malaysia, talking in those terms, “we and them”. Turkey here represents something else. Turkey represents, “You can be Muslim but secular at the same time. You can be Muslim and democratic at the same time. You can be Muslim and be part of the Western institutions at the same time.” This is the most strategic thing you can get, in this day and age.

Secularity is the Key for Modernity

Question – We have shifted a little from Iraq. But it is very important. I think that there is a misconception that there can be a “mild Islam” in Turkey, that there can be a “mild Islam” in Jordan, there can be a “mild Islam” here and there. And it does not matter whether mild Islam produces anything for the people. But mild Islam and human rights, equality of genders, democracy and rule of law can only be achieved in an Islamic country if there is secularity. Secularism is the key for modernity, key for economic development, key to social development. I believe we have to explain a lot on this subject to our Western friends. Because they think that mild Islam is something that is granted because when one person is Moslem the whole national system is considered as a Moslem entity. However, this Moslem entity can be mild or violent. This Moslem entity cannot be a static entity but it may develop in mild or violent directions, The religion is personal affair in Turkey and that is the model. I think that model if it is thoroughly understood by our Western friends we may teach them something. Let us go back what you were saying about Lebanon and Syria. Of course, Syria is smarting because it was forced to get out of Lebanon and Syria is considered as an ally of Iran. They are both considered as rogue states by the US. But we are in the region. So what is our perception for Syria, Lebanon and to a certain extent for Iran?

How About Syria and Lebanon?

MELİHA ALTUNIŞIK – Well in terms of Syria, Turkey-Syrian relations have developed quite well, especially since 1998 when we had the crisis over the return Ocalan and then we signed the Adana Agreement, and after 2003 they got much better, I think Turkey basically argues that we have to engage Syria. I think that is a smart policy. It is a smart policy in the sense that this engagement by help in creating a rift in Syria Iranian alliance. This alliance is very detrimental for the region as a whole because of the crisis in Lebanon this alliance assumes a destructive importance. So if this Syrian,-Iranian alliance can be brought to an end this would also have repercussions for the Palestinian conflict and for Lebanon. I think Syria by trying to start the peace process with Israel etc. and by opening up to Turkey has given the signals that it is ready to cooperate. I think that is some thing that should be tried. The other thing is that in terms of Lebanon of course Syria feels cornered therefore tries to create difficulties for US in Iraq and Lebanon, and in that it cooperates with Iran. Both of these states are considered rogue states and are targeted accordingly. It is a classical power game. So I think there are possibilities for engaging Syria in regional politics, like in the case 1990s. In Lebanon of course there are various dynamics that are going on. Actually in the North, around Tripoli we have been noticing that there are some increasing Sunni radicalization for some time now. Generally when Lebanon is considered, there is a lot of emphasis on Hizbullah which is a Shiite radical movement. These last events are related to Sunni radicalization around Tripoli. There are also speculations about Syrian involvement and that may be the case. Because it makes sense in terms of balance of power in the region. There are various conflicts in Lebanon; some of them are of domestic nature that makes Lebanon a very interesting place. There is a contractual system but it is based on the balance of confessional percentages. Therefore, there is a constant struggle in Lebanon in terms of economic and political power sharing. All these groups are vying for the bigger part of the cake, if I may say so. In reality Lebanon has historically been an arena of competition among regional powers as well. So there are two levels of conflict and external powers have also tried to settle their accounts in Lebanon. The same thin g is also happening today. Your have on the one hand US and Israel and on the other Iran and Syria, are trying to settle their scores in Lebanon. Actually Lebanese actors are only a part of this struggle. Hizbullah’s struggle last summer was clearly in these terms, not just a war Lebanon but also one for the region for the direction the region would take: whether it would turn into a US made regional order or would it go the other way. And similarly where would Lebanon stand in this. Would Lebanon be in the US axis or in the Iran-Syria axis? Therefore Lebanon may be considered as laboratory of the region. Domestic issues may be easier to settle but unless the regional issues remain unsettled we will not have peace in Lebanon. In other words if you cannot break the alliance between Syria and Iran there will not no peace in Lebanon unless Arab-Israeli conflict especially between Syria and Israel are settled there will be no peace in Lebanon. This is why question of peace in Lebanon is quite complex and hard to achieve.

Visits: 191

TURKEY’S RELATIONS WITH EU (INTERVIEW WITH ALI TEKIN,ASSOCIATE PROFESSOR),(MAY, 2007)

Turkey’s Relations with EU

Interview with Ali Tekin, Associate Professor
Department of International Relations, Bilkent University

Introduction and Question: I will ask questions on this subject to Asso. Professor Ali Tekin of Bilkent University International Relations: There are a number of negative signals from the European Union: First is the suspension of eight chapters in the negotiation process; then, speeches by the President of France Mr. Nicolas Sarkozy during the election campaign; although Mrs. Merkel, the German Chancellor has softened its rhetoric about offering a special relationship status to Turkey, her assistants and other CD and CSU leaders continue harping on the same theme and finally the negotiation process is an open ended one and this year only one chapter has been opened for negotiations. Under these conditions how do you assess the future of Turkish EU relations?

Ali Tekin: One should look into possible scenarios for the future of Turkish-EU relations. I think there are four possibilities two of which are more realistic than the others in the next decade. As you look to the future of the conditions of today two are more possible. In the first of all four scenarios, an easy ride to Turkey ’s full membership is not clear and not easy to be realized, at least for the next decade.  The other radical alternative is that Turkey totally departs from the EU process; but that will not happen either, because Turkey and EU are closely linked in many ways, and it is extremely difficult to isolate the two from each other. Both sides have deeply rooted common interests at least in maintaining the level of relations they have currently. Of the other more realistic alternatives, one is the special relationship status- an alternative favoured by Merkel and Sarkozy. The other realistic alternative is the adoption of a “wait and see” attitude on both sides. What this means is that both sides put on hold the membership process for another decade or so.  At least for the time being the last scenario, the “wait and see” attitude, is prevailing. Currently in the EU there are problems at least the problem of situating the EU in the global politics and the global economy. And there are a number of other issues that are not decided upon internally. For example there are important transformations to be made in Europe to adapt to the conditions of global economy. This transformation has not yet been made although big countries like Germany and France are trying to carry out this transformation. Therefore, economically and politically things are not very clear in Europe today. In these conditions of turmoil in Europe, EU does not have a concrete policy towards Turkey. If they have any policy, that is negative rather than positive. But in the long run this negative policy could become counter-productive for the EU countries. Therefore, there want to keep Turkey on hold for full membership; but they cannot at the same time tolerate the cost of totally excluding Turkey. Therefore, of the four scenarios, the most realistic one is the continuation of this wait and see attitude for another decade or so.

On the Turkish side also there are growing doubts about EU attitude towards Turkey.  I think the initial optimism is gone and there is a sense of pessimism towards the EU but that too can change; yet, it may go on for a while because for the most part it depends on the attitude of EU.

Q- You are absolutely right on this point. What I would like to recall that way back in 1970s we were even then talking about European policies towards Turkey. This attitude was then summarized as “keep Turkey on top of the garden wall- not inside not outside”.  This policy was possible and feasible during the cold war, as Turkey relied on the West for its security strategies. At the end of the cold war there was a new situation and economic growth and political reforms of Turkey led EU to accept Turkey as a candidate in 1999 and begin membership negotiation in 2005 but now there seems be reversion to the policies of the cold war as you very well explained by the policy of “keep them in the waiting room”. That was viable policy during the cold war but that may be so now. As all of us have witnessed recently there is a growing pressure in Turkey to opt a more individualistic foreign policy in the region. Is this a viable alternative policy for Turkey?

Ali Tekin: I think you are right that the attitude in Turkey towards the European Union is becoming more negative; but I think this is more of a result of the gap between expectation of the membership in the European Union and the realization of the current difficulties and the downturn in the process. This time, the backlash and negative attitude towards EU in Turkey is more solid. Therefore it should be taken very seriously compared with the anti-European sentiments, if there was any, in the past.  In the past anti-Europeanism did not dominate the minds of the public at large, perhaps it had more to do with elites, but today the situation is quite the opposite. I think the people have developed expectations from the EU but as the expectations are not realized the attitudes have turned highly negative. So this should be taken very seriously. As you pointed out after the Cold War people are more aware of the fact there are other possibilities for Turkey as there are more centres of gravity and power around the globe. During the Cold War there were only the West and the East and one had to look one way or the other. But today economically speaking there are China and India rising; militarily speaking Russia is gaining strength, in terms of ideology political Islam has become a very solid one in the Middle East and beyond. So I think Turkish public and any average Turk expectedly  develop interest in these different currents and ideologies developing in the region and around the globe. Therefore I think the governments in Turkey have to be quite careful about catering to differing feelings of the people. In terms of foreign policy Turkey has become a more difficult country to run especially in a democratic environment where they have to take into account of the feelings and policy preferences of their electorate. As a result, one would expect a more positive attitude towards the Islamic world and that could become an important sentiment among the people in Turkey. Another one may be having better relations with Russia. During the Cold War this was a scary thought but it is no longer. There are also people who are interested in what the others are doing. For example, how China, India and other fast developing countries are doing things. So, in that sense the Turkish public opinion is becoming more pluralistic.

At a macro level what is most interesting is that in the past Turkey’s policy was in harmony with that of the West.  Now there is a sense of “pick and choose” from a menu of options. Similarly, the West does not seem to have a comprehensible policy towards Turkey. The outcome is that the American leverage on Turkey is getting weaker and weaker, leading to more individualistic policies on the part of Turkey . The European “anchor” also is weakening. I believe that the weakening of the Turkish anchor with the West will ultimately work against Western interests. Therefore, it is quite necessary for the West to pay attention to what the Turkish state and Turkish people at large feel about the Western attitude towards Turkey ranging from the issues of terrorism, Iraq to the mode of the EU negotiations. And they should not take Turkish foreign policy for granted as they did in the past. If Turkey and the West grow apart, it will cost both sides.

Subject: “ Turkey’s Relations with the European Union: The outlook for the Future

Visits: 195

EMERGENCE OF TWO POLITICO-JUDICIAL SYSTEMS IN WORLD AFFAIRS IS POSSIBLE, BELIEVES A YALE UNIVERSITY PROFESSOR (KAYHAN KARACA, 28 MAY 2003)

Emergence of two politico-judicial systems in world affairs is possible, believes a Yale University Professor

Interview by Kayhan KARACA

In an interview to the Council of Europe on the occasion of a conference on European and American constitutionalism, organised in Göttingen, Yale University Professor Jed Rubenfeld stresses that “the European states are more committed to an international system of enforcement and interpretation and implementation than the US is”. He adds, however, that the two systems remain committed to the same fundamental values and ultimately, there is no reason why there must be complete uniformity in the constitutional law of every democratic nation.

——————————————————————————————————

Question : There is historic relationship between the European and American constitutional systems but it seems that this relationship has changed since the end of the communist systems in Eastern Europe. What could be the reason for this evolution?

J. Rubenfeld : There have always been differences. Perhaps they are just becoming more visible after 1989. There are two kinds of differences that we could talk about. There are differences on matters of doctrine such as the difference between the American law of free speech and European free speech law. As is well known, the US constitutional system is more protective of speech than are many European states. Similarly with respect to religion the American constitution protects against the establishment of religion in a way that a number of European states constitutional systems do not. The major change that happens after 1989 is not however a matter of doctrine. It is a matter of the developing internationalisation of constitutional protections, especially human rights protections, in Europe, for which there is no parallel in the US.

To understand this development you have to go back before 1989. You have to go back to the Second World War. What develops in Europe after the war is a kind of international constitutionalism, in which constitutional rights and other important principles are shifted to international institutions, which come to play a higher law role – a constitutional role – in Europe. International law systems come to function as a kind of constitutionalism in Europe. This is what did not happen in the United States. The US does not share the same commitment, from 1945 to 1989, to the international system as a system for restraining national self determination. These differences were suppressed during the cold war. But since 1989 this is the difference which has emerged. The European states are more committed to internationalisation as a constitutional matter. They are more committed to an international system as a form of constitutional law with the authority to restrain national power and national self-determination. This is the difference we have begun to see in the last several years. It is perceived as American unilateralism or American defiance of international law. At bottom it is reflective of two different forms of constitutionalism.

Question: So according to you, the interpretation of the death penalty, freedom of speech or human dignity are not the only examples of the difference between the two systems?

J. Rubenfeld : There are of course differences with respect to speech, religion and the death penalty. You can name a couple of more. They are important but not fundamental. They are not what is creating the anxiety that people feel today. What is creating the anxiety is the fact that the American constitutional system is showing some tendency not to be bound by the international law system.

Question : Do you think the war in Iraq has changed something more, especially when we think of the disagreements between the US and some European countries over the role of international law?

J. Rubenfeld : I think there is cause for concern. The question is whether the existing framework for international governance of the use of force is sufficient. I think this question has been on the table since Kosovo when NATO’s intervention was not authorised by the Security Council. I do not believe that Iraq is the first example of this. Iraq is not a sudden departure. We saw a similar state of affairs in Kosovo.

Question : The US is accused of unilateralism by Europe in the field of the application of the international law. Do you believe this accusation is justified?

J. Rubenfeld : The US is in fact less committed to the international form of constitutionalism that the European states have committed themselves to. This will be seen from a European point of view as unilateralism. Unquestionably, the US has shown some unilateralist tendencies on human rights and certain other matters. For instance we have not joined international human rights conventions that virtually every other country in the world has joined. We have refused to subscribe to the Kyoto protocol. We have walked away from the antiballistic missile treaty with Russia. There are several actions the US has taken last several years which demonstrate uncertainty and anxiety about the reliability of the international law system. But the US and Europe are both committed to the same ultimate legal values of rule of law, fundamental protections for individuals, equal protection under law and individual autonomy. So at a fundamental level there is much more congruence than conflict between the deepest principles that the two systems are committed to. But the European states are more committed to an international system of enforcement and interpretation and implementation than the US is. This is what the European states see as unilateralism on the US part.

Question : Is it possible to predict a bicephalous or two different politico-judicial systems in world affairs in a foreseeable future?

J. Rubenfeld : It is a possibility. Indeed with the EU, this two-headed system already exists to some extent. If the European Union succeeds in the way that it seems to be succeeding then you will have a full-blown European system of human rights and economic regulation. This would be a distinct system from the American human rights and economic regulation.

Question : Can those two systems live together without conflict?

J. Rubenfeld : The confrontation risks are very much exaggerated. Fundamentally the two systems are committed to the same values. There may be moments of anxiety and concern, when one system does not follow exactly the rules that the other system would like it to, but this is natural and viable. There may be differences between US and European constitutionalism but there is no reason ultimately why there must be complete uniformity in the constitutional law of every democratic nation.

Visits: 181

MEDIA, TERRORISM AND ANTI-TERRORIST ACTIVITIES: “ARE FREEDOM OF INFORMATION AND SECURITY CONTRADICTORY?” (KAYHAN KARACA, 28 NOVEMBER 2002)

Media, Terrorism and Anti-terrorist Activities: “Are freedom of information and security contradictory?”

Interview with Alessandro Silj, Secretary General of the Social Sciences Council (Italy) By Kayhan Karaca, 28 November 2002

Question : Since 11 September there has been a lot of talk about the fight against terrorism. In your opinion, what role should the media be playing in this debate?

Alessandro Silj : I don’t think “fight” is the right word. The task of the media is to inform the public. Since the events of 11 September this has not been an easy task. The public reaction the events triggered and the difficulties the media have had obtaining information other than from government sources have not made journalists’ work any easier. It is very risky for a reporter to go to Pakistan in search of sources close to Ben Laden. An American journalist lost his life trying to do just that. The media must also avoid adopting extreme positions because of the climate of fear the terrorist attacks have created. They must provide the public with information about Islam, for example – help people understand that Islam and fundamentalism are different things. The media can also contribute to dialogue between cultures and religions.

Question : On the one hand there is this notion of fighting terrorism and on the other you have freedom of expression and the duty to inform. Do you not have the impression that journalists are caught in a crossfire?

Alessandro Silj : Can you imagine a newspaper editor or a broadcaster voluntarily refraining from covering a terrorist attack? It is quite unthinkable. Our western approach to communication makes it impossible for the media not to cover such events. Governments can ask them, off the record, to be careful and refrain from broadcasting or publishing statements made by terrorist organisations in full, to avoid propaganda. A distinction clearly has to be made between propaganda and information. Information is reporting what happened. Propaganda is reporting events in a biased manner.

Question : Some people argue that new communication technologies, like the Internet, favour the spread of terrorist propaganda. What is your view on this?

Alessandro Silj: If that is the case it is not the fault of the new technologies. Technological progress is only natural. When there was only radio, we used the radio. Then television came along. Imagine a journalist resisting the temptation to interview the leader of a terrorist group if he had the chance. There is considerable competition between the media, remember.

Question : But does this competition, this quest for readership and ratings, not lure the media onto slippery ground where they can easily become instruments of propaganda?

Alessandro Silj: Obviously it is important to cover events with information, not propaganda. It is important for news organisations to be first on the scene. They all like to be able to say “we got there first” or “we aired the news first”. Being the first to print or broadcast news is not propaganda. If you do not break the news somebody else will. Showing the twin towers collapsing is not propaganda. Showing pictures like those on television makes people realise what terrorists are capable of. But even if they were not shown, people would find out anyway. News travels.

Question : The notion of terrorism is interpreted differently in different countries. What one country sees as a terrorist organisation another may consider as “freedom fighters”. What approach do you think the media should adopt in this respect?

Alessandro Silj: It depends on the groups. The media should learn to study their subject matter so that they know which groups are fighting for freedom and which are pursuing other goals. You have to be familiar with the issues at stake. Only then can you distinguish between a separatist group and a terrorist organisation bent solely on violence.

Question : Is it for the media to decide who is a terrorist and who is not?

Alessandro Silj : It is unlikely that people will ever agree on the definition of terrorism. So it is not surprising that the media cannot agree on a definition. It is a difficult and ambiguous question for everybody and the media merely reflect that ambiguity. A good journalist will report that certain groups, in the eyes of certain people, are fighting for a legitimate cause, such as the liberation of a territory, for example. But he or she must also report that the same groups are considered by others as terrorists. The media have a responsibility to present both points of view, so that the public have enough information to make up their own minds and form an opinion.

Visits: 179